murat 的个人资料MyGë¢ë Kµ§µ照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
|
|
sana aŞık oLmaq ..Sana Aşık Olmak yaqmur ve ßen aqLarız ..Yağmur yağdı yine içimi sevinç kapladı. Yağmur yağınca dünya benimmiş gibi bir his kaplar içimi. Yağmur içinde büyüyen hüzünlerini anlatamayan birinin boşanan gözyaşları gibi gelir bana. Ağlar, ağlar sonra bir enfes toprak kokusu kaplar her yeri. Rahatlamıştır, bir oh çeker. Çok keyiflendiyse eğer üzerine bir de gökkuşağı çeker, bir dal sigara gibi. Kışın yağar yağmur, soğukta yağar yağmur, kapkaranlık gri bulutlar olduğunda yağar. Kimse zaten şaşırmaz bellidir yorgun olduğu, bellidir hüzünlü olduğu ancak bir de bahar da yağar yağmur. Herkes şaşırır neden yağdı diye. Çünkü mutludur, üzülecek ne vardır ama o ağlamıştır işte. Sıcaktır gözyaşları, çünkü kanla karışıktır o damlalar. Ama bunu bilmez, anlamaz diğerleri. Dışarıdan bakıldığın da mutludur o zaten, ağlayacak bir şey yoktur ama onun içindedir gri bulutlar, bazen bir dağın ardından görünse de genelde saklamayı başarır diğer insanlardan o hüzün bulutlarını. Yağmur yağınca dünya benim olur ya, bunun nedeni belki de ağlayan birinin daha olması olabilir. Kendine bir hüzün kardeşi daha bulursun. Herkes kaçarken onun gözyaşlarından sen koşa koşa gidersin o rahmete. Değdikçe tenine, değdikçe saçına daha bir kabarır için. Ağla dostum sen ağla ben yanındayım dersin. Onun da hoşuna gider bu. Ağladıkça ağlayası gelir. Sonra coşar, yüreği kabarır, herkese duyurmak ister halini. Camlara tempolu bir şekilde vurmaya başlar. Ama kimsenin umrunda değildir. Sonra yine kabuğuna çekilir. Anlaşılamamanın o garip hissiyle tekrar susar ve keser ağlamayı. Yağmur ben anlıyorum seni, dertlisin, ağlıyorsun. Diğerleri seni anlamıyor sanıyorlar ki ısınan hava yükselir, sonra tozların üzerine konar, bulut olur, soğuk hava kütlesine çarparsa yağmur olur, daha soğuk olursa kar olur, birden olursa dolu, tipi olur. Olur mu hiç öyle şey? Ben inanır mıyım bu saçmalıklara. Sen üzgünsün ağlıyorsun. Sen boş ver onları onlar anlamaz seni. Ağla sen gönlünce. Ben sen ağlayınca çok mutlu oluyorum. İçine atıp durma, gürle, şimşek çak, bağır çağır etrafa. Seni anlamayanlara inat, yağ onların üstüne. Kin tutma sakın zaten sen kin tutamazsın, yufka yüreklisin ama unutamazsın da benim gibi. Yağmur bak çok özletme gözyaşlarını. Arada bir oturalım, dertleşelim, ulaşamadıklarımızı konuşalım. Sen yağ ben iki elim kanda da olsa çıkarım dışarı. Dolaşırım boş sokakları. Kaldırıp kafamı bakamam gökyüzüne, gözlerinin içine bakamam çünkü o zamanlar da çok derin bakıyorsun benim de canımı yakıyorsun. Ama inan bak hiç bir damlanı yere düşürmek istemiyorum. Keşke herkes böyle düşünse de yere damlan düşmese ama o zaman da yeryüzü üzülür. Ama en azından o anlasa da bari bir kere benim için tutsa. Başka bir şey istemiyorum ondan... Sen hep gül be gülüm senin yerine yağmur ve ben ağlarız… tamaM susuyorum ..DiLimLe hiçbir keLimeyi eskitmeyecegim artik Güzel Sözler 5
KUYRUKLU YILDIZLAR VARDIR, DÜNYAYA YETMİŞ YILDA BİR GELİRLER, İNSANLAR ONU HAYATLARI BOYUNCA YA BİRKEZ YADA HİÇ GÖRMEZLER.BEN GÖRDÜM. O DA SENSİN BİRTANEM... AŞKIM VAR DAĞLAR BİLEMEZ, SEVGİM VAR KİMSENİN AKLI ALAMAZ, BİRDE SEN VARSIN YA BİTANEM DÜNYADA KİMSE BÖYLE SEVEMEZ. EN GÜZEL DENİZ GİDİLMEMİŞ OLANDIR. EN GÜZEL ÇOCUK DAHA BÜYÜMEDİ, EN GÜZEL GÜNLERİM SENİNLEDİR VE SANA SÖYLEMEK İSTEDİĞİM EN GÜZEL SÖZ DAHA SÖYLENMEMİŞ OLANDIR. SENİ SEVİYORUM! BENİ SANA KAVUŞTIRACAK TEK ŞEYİN ÖLÜM OLDUĞUNU BİLSEYDİM, AZRAİLİN GELMESİNİ BEKLEMEZDİM. BUGÜNÜ YAŞIYORSAM EĞER, GELECEK GÜZEL GÜNLERİN SENİ GETİRECEĞİNE İNANDIĞIM İÇİNDİR. BEN SENDE İMKANSIZLIKLARINI SEVDİM. FAKAT ASLA UMUTSUZLUKLARINI DEĞİL. BİRGÜN BİRİ ÇIKIPTA BİR ÇIRPIDA GÜNEŞE ADINI BUZLA YAZARSA BİLKİ O SENİ BENDEN DAHA ÇOK SEVİYORDUR. Güzel Sözler 4BİR ESKİ DOST GİBİ HATIRLA BENİ BİR SELAM VER YETER ZAHMET OLMAZSA UNUTMUŞ OLSANDA ESKİ GÜNLERİ ADIMI AN YETER ZAHMET OLMAZSA SENİ SORDUM SOKAK LAMBALARINA BEKLEME BOŞA GELMEZM DEDİLER BOYNUMU BÜKÜPTE BAKTIM ONLARA HALİME ACIYIP ZAVALLI DEDİLER. BURUK HASRET DOLU GECELERİ ÖLDÜRECEĞİM BİRGÜN BU AYRILIK ŞARKILARINI KURŞUNA DİZECEĞİM VE SENİ BENDEN AYIRDIĞI İÇİN KADERİMİ MAHKEMEYE VERECEĞİM. GÜLLER ANLATSIN SANA OLAN SEVGİMİ GÜLLER ANLATSIN YANLIZLIĞIMI ÇARESİZLİĞİMİ YAVAŞ YAVAŞ ERİYEN YÜREĞİMİ GÜLLER ANLATSIN BEN ANLATAMADIM GÜLLER ANLATSIN KORKMA SEVGİDEN ÇEKME ELLERİNİ BIRAK YAŞASIN YÜREĞİN DİZGİN YAKIŞMAZ DÖRTNALA BOZKIRLARDA KISRAĞIN , HATIRLA! GÜLÜN DİKENİ OLMASA HİÇ BUKADAR SEVİLİRMİYDİ. KURAK ÇÖKSEDE, DENİZLERİNE GÖNLÜNÜN İNAN GÖZYAŞLARIMLA SULARDIM SENİ SONUNA DEĞİN ÖMRÜMÜN. AĞLAYIŞIM TERK EDİP GİDİŞİNE DEĞİL. BEN! SENSİZKEN, SENDEN DİYE SENSİZLİĞİNİ DE SEVMİŞTİM. SEN, SENİNLE, SENİDE SENSİZLİĞİNİDE ALIP GİTTİN. BENİ ŞAİR ETTİN, BENİ ADAM ETTİN, BANA YAZIK OLDU. AŞKIMIZI İSTEMEYENLER BİZİ ÇEKEMEYENLER AYRILIN ARTIK DİYENLER HEY SİZ! SİZ KAZANDINIZ. BAHAR GÖZLERİNE BAKINCA DALARIM TUTAMAM KENDİMİ AĞLARIM GİT DEDİĞİN YERLERMİ UZAK YOKSA SEN Mİ? ACILARIMIN PRANGASI VERMEZ ELLERİMİ HÜZÜNLERİMİN DARAĞACINA ASTIM KENDİMİ BUGÜN SENİ DÜNDEN ÇOK YARINDAN AZ SEVECEĞİM SENİ DÜN SEVMEDİM DÜNLER BİTTİ SENİ BUGÜNDE SEVMEYECEĞİM BU GÜNLERDE BİTECEK SENİ YARIN SEVECEĞİM ÇÜNKÜ BEBEĞİM YARINLAR HİÇ BİTMEYECEK!.... BİR SEN VARSIN DÜNYAMDA BENİ ANLAYAN BİRDE SEVMEK VAR İÇİMDE SICAKLIĞINLA YANAN SEV! ÖYLE SEVKİ KALMASIN BİR DAMLA GURUR GURURUN BAŞLADIĞI YERDE SEVGİ IZDIRAP OLUR. SEVİLMEYE LAYIK OLAN ANCAK SEVMESİNİ BİLENDİR. ÜZÜNTÜLERİN KUMSALDAKİ AYAK İZLERİ KADAR HAFİF SEVİNÇLERİN OKYANUSLAR KADAR DERİN OLSUN DÜŞMANIMIN NEFRETİ DOSTUMUN SEVGİSİNDEN DAHA GERÇEKTİR. SEVDİĞİM İNSANLARA KIZABİLİRDİM. EĞER SEVMEK BANA MAHZUN DURMAYI ÖĞRETMESEYDİ. KUŞLAR GİBİ UÇMAYI BALIKLAR GİBİ YÜZMEYİ ÖĞRENDİK ANCAK BU ARADA BASİT BİR SANATI UNUTTUK KARDEŞÇE YAŞAMAYI!.. BAK GÖZLERİME GÖZBEBEKLERİM ERİDİ, BAK ELLERİME ELLERİM ÇÜRÜDÜ, BAK YÜREĞİME YÜREĞİM ESKİDİ, BAK GÜNLERCE SARDIĞIN BANA BAK TÜKENDİ BİTTİ..YETTİ BU ACI BENİ ÖLDÜRMEYE, SONUM OLDU SON BİR BAKIŞIN CANIMA YETTİ.. KÜÇÜKKEN ÇİKOLATA İÇİN AĞLIYORDUM ŞİMDİ İSE SENİN İÇİN DUYGULARI AÇIĞA VEREN GÖZLER OLMASA KALP HİSLERİN MEZAR TAŞI OLURDU. SOĞUK KALPTEN SICAK SÖZ ÇIKMAZ. BAZI AŞKLAR OKYANUS GİBİDİR. GÖRMESENDE SONUNUN BİR YERDE BİTTİĞİNİ BİLİRSİN, ŞİMDİ OKYANUSLAR BİLE KISKANIR SANA OLAN SEVGİMİ, GÖRMESEMDE BİLİYORUM SONUNUSONSUZA DEK BİTMEYECEK. DOĞRU SÖYLEYENİ DOKUZ KÖYDEN KOVARLAR SANA ONUNCU KÖYDEN SESLENİYORUM SENİ ÇOK AMA ÇOK SEVİYORUM. GÖZLERİN GÖZLERİMDE, ELLERİN ELLERİMDE, KALBİN İÇİMDE VE RUHUN BEDENİMDE OLDUĞU SÜRECE SENİ SONSUZA KADAR SEVECEĞİM. AĞIRDIR SEVMELERİM HER YÜREK TAŞIYAMAZ, BÜYÜKTÜR UMUTLARIM HER OMUZ KALDIRAMAZ, HER ŞEY OLURDA ŞU GÖNLÜM BİRTEK AŞIK OLAMAZ... ÖMRÜM SENİ BEKLEMEKLE GEÇECEKSE VE ÖLÜM SENİ BEKLERKEN GELECEKSE BİLKİ SENİ ORDADA BEKLEYECEĞİM.. GÜZELSİN ŞİRİNSİN, ŞAHANESİN. ÇEKTİĞİM ÇİLEYE TEK BAHANESİN. MELEKMİ ŞEYTANMI BİLMEMKİ NESİN. TUZAKTAN TUZAĞA ATSANDA OLUR. BEN SENİ SEVİYORUM. SEN SEVMESENDE OLUR. SEN DESEM SENİ BİLİRMİSİN, SEN DİYE BİR DESEN ÇİZEBİLİRMİSİN.BİR MESKEN BULAMADIM KENDİME.BÜYÜK AŞKLAR VARDIR HANİ BİLİR MİSİN ELLER BANA KALPSİZSİN DİYORLAR, DOĞRU ÇÜNKÜ KALBİMİN SENDE OLDUĞUNU BİLMİYORLAR. SENİ HER ÖZLEDİĞİMDE KALBİME BİR YILDIZ ÇİZİYORUM. SENİ NE KADARMI ÖZLEDİM? ARTIK KALBİMDE BİR GÖKYÜZÜM VAR. ÇÜNKÜ SENİ SEVİYORUM YILLARDIR SEVGİMİN ÖYLE ÇOK MUHAFIZI VE DÜŞMANI OLDUKİ İNAN BAN SENİNLE ONLARI AŞTI. VE İNANKİ SENİ SEVİYOR OLMAK BİLE BÜYÜK NİMET BENİM İÇİN. Güzel Sözler 3
Küçük kelebeğin tül kanatlarının pırıltılı tozları parmak uçlarıma karıştı. Onlar oradan ne zaman uçarlar sen yüreğimden o zaman? Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar, ben sana onuncu köyden sesleniyorum. Seni çok ama çok seviyorum. Sevdim aldattı beni; Güldüm ağlattı beni; Gittim kölesi oldum; Götürdü sattı beni..... Aşkın göz yaşları denize düştüğünde sahile şu imzayı atar: Seni seviyorum Eğer geceler seni düşündüğüm kadar uzun olsaydı asla sabah olmazdı. Sen bana bakma ben senin baktığın yerde olurum. Gözlerinde dogmak, yanaklarinda yasamak, dudaklarinda ölmek icin Gözyaşın olmak isterdim!!! Aşkımı dağlara yazacaktım ama aşkımdan büyük dağ bulamadım... Senin olan herşeyi sensizliği bile seni hatırlattığı için seviyorum. İçtigim sigaram gibiydin aranızda tek bir fark vardı sigaramı ben bitirdim beni de sen... Başını göğsüme yasladığın zaman tek düşmanım akip giden zamandır. Bir gün güneş doğmayi ay batmayı unutursa ben de seni unutacağım... En sonunda bir gün seni gözlerime hapsedip sevgimle boğacağım sonra seni kalbime gömüp Azraile hadi al canımı diyecegim sensiz bu dünyayı asla terketmeyeceğim... Kalbimde 3 çiçek yetiştirdim. Sevmek, sevilmek ve beklemek. Sen bunlardan ikisini kopardın. Bana sadece biri kaldı, beklemek. Ağırdır sevmelerim her yürek taşıyamaz, Büyüktür umutlarım her omuz kaldıramaz. Her şey olurda şu kalbim bir tek aşık olamaz. Güzelsin, şirinsin, şahanesin. Çektiğim çileme tek bahanesin. Melek mi, şeytan mı bilmem ki nesin. Tuzaktan tuzağa atsan da olur ben seni seviyorum sen sevmesen de olur. Eller bana kalpsizsin diyorlar, doğru çünkü kalbimin sende olduğunu bilmiyorlar!!! Seviyorum. Duyuyorum sana dokunmanın ezikliğini ve düşünüyorum aşık olmanın rezilliğini. İnan yanındayken çekiyorum en çok hasretini! Nasıl doldurduysan hayatımı varlığınla, Ben de yazmak isterim adımı defalarca Dudaklarımla dudaklarına. Aramızdaki mesafeler ne kadar uzun olursa olsun sonsuzluğa giden tüm yollara adını yazdım. Hangi yoldan geçersen geç seni sevdiğimi okuyacaksın. Aşkım var dağlar bilemez, sevgim var kimsenin aklı alamaz, Birde sen varsın ya bir tanem dünyada kimse böyle sevemez. Bir ilk gibi yaşayacağım içimde,kalan son sevgi parçasını seninle, Sakın ayrılmayalım aşkım ölsem bile ellerinde. Aşk gülü dikeniyle avuçlamaya benzer. Ellerin kan içinde kalır ama dikenlerin hesabını gülden soramazsın. Bir gün dudakların kurursa okyanusu getiririm sana. Akşam ayazında titrersen güneşi getiririm sana. Eğer gönlün bir sevgi ararsa kalbimi söküp getiririm sana. Bir gün hayatın bütün güzelliklerinden vazgeçip sessiz sedasız ölüme gitmek istersen yanıma gelki sana sensizyaşamanın sensiz olmanın ölüm olduğunu göstereyim. Gözlerin gözlerime değdiğinde felaketim olurdu ağlardım. Ne zaman ayrılık saati gelse içimdeki güllerin boynu bükük bir zaman kalırım öylece. Neden sonra gittiğini anlarım içimde güller ağlar ben ağlarım. Bir soluk kadar yakın, yıldızlar kadar uzak derler sevgi için. Uzanırsın yetişemezsin, yetişirsin dokunamazsın,Dokunursun vazgeçemezsin, vazgeçersin ama unutamazsın. Güzel Sözler 2
Hadi gel tut ellerimi! Benimle meydan oku her çaresizliğe benimle uyu benimle uyan. Birlikte varalım onuncu aylara ben bir eylül sen bir haziran. Seni cok özledim. Seni her özledigimde kalbime bir yildiz cizdim. Seni ne kadar özledigimi bilmek istermisin? Sayende bir gökyüzüne sahibim canim! Uzaklıklar küçük sevgileri yok eder büyükleri ise yüceltir. Tıpkı rügarın mumu söndürüp ateşi yükselttiği gibi. Ne zaman kör ve sağır bir ressam düşen gülün resmini kristal zemin üzerine yapabilirse o zaman ben seni unuturum Affetmek Allah'a, ağlamak çocuklara mahsustur. Allah olmadığım için affetmeyecek çocuk olmadığım için ağlamayacağım. Günesin bile buz tuttugu yerde eger bir ışık gorursen, bilki o benim sana yanan kalbimdir. Sevgi değer vermesini bilmektir. Sevgi birlitelikten sevinç duymaktır. Sevgi bilinçtir. Hadi gökyüzünden senin için tuttuğum, üzerine tüm duygularımı yüklediğim, yıldızı al. Yüreğimden yüreğine yollar var, hadi benim için uzaklardan bir tebessüm yolla. Dünyada iki tane gül olsun.biri beyaz biri kırmızı. Kırmızı seni sevmediğim zaman solsun. Beyaz beni sevmediğinde kefenim olsun. Bir deniz düşün, susuz. Bir insan düşün, mutsuz. Bir gece düşün, uykusuz. Bir bahar düşün, çiçeksiz. Bir gönül düşün, sevgisiz. Bir de beni düşün, sensiz. Duygular vardır anlatılmayan sevgiler vardır kelimelere sıgmayan bakıslar vardır insanı aglatan insanlar vardır kı asla unutulmayan,işte sende onlardansın!!! Bulutlara yükledim özlemimi rüzgarlarla yolladım sevgimi yağmurlar yagdırdımgözyaşlarımla. Küçük melekler gönderdim seni öpmeye geldiler mi? İnsanlar tanidim yildizlar gibiydiler.hepsi gokteydi. Hepsi parliyordu, ama ben seni gunesim sectim ve bir gunes icin bin yildizdan vazgectim... Seni yıldızlara benzetiyorum yıldızlar kadar parlak,yıldızlar kadar ulaşılması zorsun, ama yıldızlar milyonlarca sen bitanesin Bir gün güneşe buz ile adını yazan birisi olursa bilki seni benden daha çok seviyor Benim için insanlar ikiye ayrılır sevdıklerim ve digerleri sevdığim insanlarda ikiye ayrılır çok sevdiklerim ve diğerleri çok sevdiğim insanlarda ikiye ayrılır. SEN ve diğerleri Güller içinde geçsede ömrüm senin üstüne gül koklamam gülüm seni koklamaksa ölüm sen buna degersin gülüm. Gözlerinden süzülen bir damla yaş olmak isterdim. gözlerinden doğup, yanaklarından süzülüp, dudaklarında ölmek için... Sen en büyük sevgiyi hakedecek kadar mükemmel ama herkesin sevmeyi hakedemeyeceği kadar özelsin Bu gül sana vereceğim son hediyem malesef ben sana bu gülü verecek kadar ALÇAĞIM; ama yine biliyorum ki sen bu gülü alacak kadar ALÇAK GÖNÜLLÜSÜN... Yüregimdeki tum cicekleri sana kopardim,sana topladim,gunesi odama aldim, ruzgardan sarkilar yaptim. Bir seni soyledim sonra sarkilari... Sen herzaman nerede olursam olayım ne düşünürsem düşünüyüm her an kalbimdesin seni ne kadar sevdiğimi kelimeler ile anlatamam ama şunu bil SENİ SEVİYORUM!!! Düşünüyorumda, Düşüncelerin En güzeli, Senin Beni Düşünüp Düşünmediğini Düşünürken, Düşündüğünü Düşünmek Olsa Gerek Diye DÜŞÜNÜYORUM Çok çekti yüreğimiz hep olsun deedik. Ama kalbimizdeki sevdayı biz yenemedik. Hep beraberliğimizde uzak durup içimizi yedik. Sevdayı böylemi bildik biz... Sen varya sen sigaram gibisin dumanı saçların alevi gözlerin yanlız bir fark var ben sigara yaktıkça sen beni yakıyorsun. Güllerin arasında geçse de ömrüm,Senin üstüne gül koklamam gülüm, Gülü koklama olsada ölüm,senin için ölmeye değer be GÜLÜM Bir pınarsın içilen ama hiç kanılmayan, seveni yanıltmayan, sevince yanılmayan, özlenen sen.özleyen sen, özleten sen. Varken doyulmayansın.yokken dayanılmayansın Bir telefon bekliyorum 'sevgilim' diye baslayan 'seni seviyorum' diye biten bir telefon bekliyorum dün gelmesi gereken bugün hala gelmeyen Gözlerine bakınca dalar giderim uzaklara!Uzaklara bir yere yalnız ikimizin yasadığı doyasıya kanmak isterim sana !sana aşığım bebek kokulu yarim Ne olurdu bir yapragın daha olsa,bak sevmiyor işte hain papatya. Güzel Sözler 1..
Bir yildiz sec kendin icin gökyüzünden Ben seni dün sevmedim çünkü dün bitti ben seni bugün sevmedim çünkü bugün bitecek ben seni yarın sevdim çünkü yarınlar hiç bitmeyecek... Bana seni seviyorum dediğin zaman bu yalan bile olsa bu yalanı dunyanın bütün gerceklerine değişmeye hazırım(kuçuğume) Aşk insanın hem dostu hemde düşmanıdır. İnsanı onun gibi yıkan,onun gibi sevindiren birşey daha yoktur hayatta. Dünde bugünde yarında yüreginde yüregin kadar yanındayım kendini yalnız hissettiginde elini yüregine koy ben hep ordayım Ay ışığının aydınlattığı bir kumsala küçük bir dal parçasıyla seni seviyorum yazmak isterdim ama sen hırçın bir dalga olup silersin diye yazmaktan korktum!!! Mevsim ağlıyor bugün, özlüyor o aydınlık günlerini, ayrılıyor yapraklar ağaçlardan bir hasret rüzgarıyla. Bana Eylül'ü yaşatma ey sevgili!! Buruk bir duygu yuklenirse yuregine, gøzlerin zaman zaman dalarsa uzaklara, kulaklarin zamansiz deli gibi cinlarsa, bilki bir yerlerde deli gibi özlenmissindir. Yildizlar gøkyuzunde kayarken, melekler ise oynasirken, sen ise dalip beni dusunurken, seni daima kalbimin derinliklerinde izleyecegim Bir umut kusu ciz yuregime beyaz olsun tuyleri kalbin kadar temiz olsun Bır kanadı senın icin diger kanadıda sevdigin icin cırpsın Aşkların en soylusu birken birçok olandır sevginin en güzeli paylaşılan EMEKTİR Aşkların en soylusu birken birçok olandır çıkarsız ve sınırsız paylaşılan YÜREKTİR Deli bir yagmur olsam seni YAGDIGIM yerler kadar severdim. Deli bir rüzgar olsam seni ESTİGİM yerler kadar severdim. Ama ben sadece DELİYİM ve seni ALDIGIM HER NEFES KADAR ÇOK SEVİYORUM !!!! Güzelsin, şirinsin, şahanesin. Çektiğim çileme tek bahanesin. Melek mi? şeytan mı? bilmem ki nesin. Tuzaktan tuzağa atsan da olur ben seni seviyorum sen sevmesende olur. Duyuyorum sana dokunmanın ezikliğini ve düşünüyorum aşık olmanınrezilliğini inan yanındayken çekiyorum en çok hasretini!!! Aşkım var dağlar bilemez, sevgim var kimsenin aklı alamaz, birde sen varsın ya bir tanem dünyada kimse böyle sevemez... Bir ilk gibi yaşayacağım içimde,kalan son sevgi parçasını seninle, sakın ayrılmayalım aşkım ölsem bile ellerinde... Ben Bir Eylül Sen Bir HaziranBir eylüldü başlayan içimde
Ağaçlar dökmüştü yapraklarını Çimenler sararmıştı Rengi solmuştu tüm çiçeklerin Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı Katar katar gidiyordu kuşlar uzaklara Deli deli esiyordu rüzgâr Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar Neydi o bir zamanlar Sevmişliğim, sevilmişliğim O heyheyler, o delişmenlikler neydi Ne bu kadere boyun eğmişliğim Ne bu acıdan korlaşan yürek Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım Beni kötü yakaladın haziran Gamlı, yıkık eylül sonuma Bir ilk yaz tazeliği getirdin Masmavi göğünle Cana can katan güneşinle Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime Çiçekler açtı dokunduğun.. Çimler büyüdü yürüdüğün Ve güller katmer katmer oldu güldüğün yerde Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi Oldurduğun yemişlerin ağırlığından Dallarım yere değiyor Güneşi batmadan saçlarının Bir dolunay doğuyor bakışlarından Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık Başım dönüyor, off başım dönüyor yaşamaktan Ölebilirim artık Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma Baksana; parmak uçlarım ateş Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan Benimle meydan oku her çaresizliğe Benimle uyu, benimle uyan Birlikte varalım onuncu aylara Ben bir eylül, Sen haziran... Adım Adım Aşk...Bir gizemdi bakışların soru işaretleri yüklenmiş kırılmış köprünün ayağı yol kapanmış belki iyot kokusu takıldı soru işareti çengeline düştü suya bir rüzgar öpüşü bir dalga teninde kanatlandı sözcüklerim deniz feneri ışığı ayaklandı kıpırdadı süt limanlığı dinginliğimin,ağırdan elin eridi elimde uyuştum soluk alışlarında gözlerinde şiirsellik mutlu gemiler yanaştı limana anlamlı imgeler aktı dudaklarının kıvrımından bana kahve gözlerin kısıldı bir köz düştü bahtiyarlığıma pembelere büründü ağaçlar köpük köpüktü bir hırka,bir çatal çaldı beni art arda vuruldum çoğaldın tümcelerimde sarmalandım an be an hırsızlar çaldı uykularımı ben yıldızları sayarken en parlağı sendin kayboldum sende yok oldum tükendim şafakla yavaş yavaş... (19 Mayis 1881-10 Kasim 1938)Laik Turkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Cumhurbaskani Gazi Mustafa Kemal Ataturk,
19 Mayis 1881'de o tarihte Osmanli Imparatorlugu sinirlari icinde bulunan Selanik'te, Ahmet Subasi Mahallesi'ndeki uc katli, pembe boyali, ahsap bir evde
dogdu. Makbule adinda bir kizkardesi olan Mustafa'nin, babasinin adi Ali Riza, annesininki Zubeyde idi. 1886'nin baslarinda ilkokula baslayan Mustafa, caliskanligi ve zekasi ile hemen on plana cikti. Ilkokulu basariyla bitirdikten sonra 1893 yilinda Selanik Askeri Okuluna basladi. Okulda isim benzerligi dolayisiyla ogretmeni Yuzbasi Mustafa tarafindan, Mustafa'ya "Kemal" adi verildi. Hayatinin sonuna kadar da Mustafa Kemal olarak anildi. Mustafa Askeri Okulu, sinifinin dorduncusu olarak bitirdigi sirada, 15 yasindaydi. Bundan sonra sirasiyla Manastir Askeri Okulu'nu, Istanbul Harp Okulu'nu ve 11 Ocak 1905'te de Istanbul Harp Akademisi'ni bitirerek Yuzbasi rutbesi ile orduya katildi. Daha sonra Sam'da, Selanik'te Trablusgarp'ta, Bingazi'de Arnavutluk'ta ve Derne'de degisik askeri gorevlerde bulundu. Bu arada 13 Nisan 1909'da Istanbul'da Ikinci Mesrutiyet'e karsi yapilan 31 Mart Isyani'ni bastiran "Hareket Ordusu"nun Kurmay Baskani olarak Istanbul'a geldi. Derne'de Italyan kuvvetlerini bozguna ugrattiktan sonra bir sure icin Istanbul'a gelen Mustafa Kemal 3 Kasim 1913'te Sofya'ya Atesemiliter olarak atandi. Mustafa Kemal, ozellikle Sofya'da bulundugu yillarda, devrin hemen hemen tum komutanlarina ve bu arada Enver Pasa'ya, vatanin kurtulusuyla ilgili uyarici ve yol gosterici nitelikte pek cok mektup yazdi ve girisimlerde bulundu. Sofya'dan Istanbul'da, donen Mustafa Kemal, 2 Subat 1915'te Tekirdag'daki 18. Tumene komutan olarak atandi. Canakkale Bogazi'nda Ingiliz ve Fransiz donanmalarina komuta eden Amiral ve Robek'in emrindeki kuvvetlere buyuk kayiplar verdirerek, Canakkale'nin gecilmez oldugunu dosta dusmana anlatan Mustafa Kemal 25 Nisan 1915 gunu bu defa karadan sanslarini denemek isteyen dusman birliklerine Ariburnu'nda ve Conkbayiri'nda buyuk kayiplar verdirdi. Daha sonra Anafartalar Grup Komutanligi'na atanan Mustafa Kemal, 9 Agustos 1915 sabahi, gunun agarmasiyla birlikte ordusuna hucum emri veriyordu. Iste bu son darbedir ki, dusman arkasinda pek cok olu ve yarali birakarak savas meydani terk ediyordu. 12 Aralik 1916 gunu "Anafartalar Kahramani" olarak Istanbul'a donen Mustafa Kemal, 27 Ocak 1916 gunu Edirne'ye 16. Ordunun Komutani olarak gidiyordu. Ancak ordusunun kisa bir zaman sonra Diyarbakir'a gonderilmesi dolayisiyla buraya geldi, daha sonra Halep'e gecti ve tekrar Dogu Cephesi'ne emrindeki kuvvetlerle Ruslar'a karsi buyuk basarilar elde etti. Sonunda 16 Mart 1917 tarihinde 2. Ordu Komutanligi'na, cok kisa bir zaman sonra da 7. Ordu Komutanligi'na atandi. Yildirim Ordulari Komutani Maresal Von Falkenhayn ile ordunun duzeni konusunda anlasamayinca 7 Ekim 1917 tarihinde izinli olarak Istanbul'a donmustu. Izninin sonunda karargahta gorev verilen M.Kemal 15 Aralik 1917 tarihinde Veliaht Sehzade Vahdettin ile birlikte Almanya'ya gidene kadar bu gorevde kaldi. 4 Ocak 1918 tarihinde Almanya'dan donen M.Kemal bobreklerinden rahatsizlaninca tedavi olmak uzere Viyana'ya gitti. 2 Agustos 1918 tarihine kadar Viyana'da kaldi. Bu arada Sehzade Vahdettin padisah olmustu. Donusunde memleket sorunlarini bir kere daha gorusen M.Kemal bu gorusmeden sonra kararini verdi: "Vatan, Padisah ile degil, Padisah'in disinda, ona karsi ve ona ragmen kurtarilacaktir." 28 Agustos 1918 tarihinde Istanbul'dan ayrilarak Halep'e giden M. Kemal 7. Ordu Komutani olarak birlikleri denetlemis, 19 Eylul 1918 gunu Ingilizler'in Araplar'la birlikte baslatmis olduklari siddetli hucumlara kahramanca karsi koymus, basarilarinin sonunda da "Yildirim Ordulari Komutanligi" gorevini, Maresal Von Falkenhayn'dan alan Maresal Liman Von Sanders"ten devralmisti. Maresal Liman Von Sanders Yildirim Ordulari Komutanligi'ndan ayrilirken emrindeki birliklere cektigi veda telgrafinda soyle diyordu: "Yildirim Ordulari Grubu'nun emir ve komutasini bugunden itibaren iftiharlarla dolu bircok savasta kendisini gostermis bulunan Mustafa Kemal Pasa hazretlerine birakiyorum." 7 Kasim 1918 tarihinde Yildirim Ordulari Grup Karargahi'nin, Padisah'in emri ile kaldirilmasindan sonra Istanbul'a gelen Mustafa Kemal, bogazin ortasina demirlemis dusman donanmasini gorunce, yaninda bulunan yaveri Cevat Abbas Gurer Bey'e soyle diyordu. "Geldikleri gibi giderler!" 16 Mayis 1919 gunu Istanbul'dan yurdu kurtarmak icin Samsun'a hareket etmeden, Padisah Vahdettin'e veda ederek ayrilirken, arkada biraktigi padisah hakkindaki dusuncesi suydu; "Saltanat ve Hilafet mevkiini isgal eden Vahdettin, korkak sahsini ve yalniz tahtini temin edebilecegini sandigi adi tedbirleri arastirmaktadir." 16 Mayis 1919 aksam uzeri Mustaa Kemal, "Bandirma Vapuru" ile Samsun'a cikmak uzere Istanbul'dan ayrilirken Kizkulesi yakinlarinda isgal kuvvetleri tarafindan gemisi aranir, ondan sonra geminin Karadeniz'e cikisina izin verilir. Eski ve yarali Bandirma Vapuru dusman zirhlilari arasindan yavas yavas gecip Karadeniz'e dogru yol alirken, M. Kemal o alev alev yanan gozleriyle Istanbul'a son defa bakar ve soyle der: "Bunlar iste boyle yalniz demire, celige, silah kuvvetine dayanirlar. Bildikleri sey yalniz madde. Bunlar Hurriyet ugruna olmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz Anadolu'ya ne silah ne cephane goturuyoruz. Biz ideali ve imani goturuyoruz." Burada bir gercege deginmek istiyoruz. Bazilarinin iddia ettikleri gibi Mustafa Kemal vatani kurtarmak icin Padisah Vahdettin tarafindan Anadolu'ya gonderilmemistir. Gerci Mustafa Kemal Padisah'in emri ile Anadolu'ya gecmistir ama "Vatani Kurtarmak" emri ile degil, "Turklerin Rumlar'a yaptigi baskiyi yerinde incelemek ve onlemek" emri ile. 19 Mayis 1919 Samsun Mustafa Kemal bu gunu "NUTUK"ta soyle anlatiyordu: "Osmanli devletinin dahil bulundugu grup, harbi umumide maglup olmus. Osmanli ordusu her tarafta zedelenmis, sartlari agir bir anlasma imzalamis. Buyuk harbin uzunseneleri zarfinda, millet yorgun ve fakir halde. Millet ve memleketi harbi umumiye sevk edenler, kendi hayatlari endisesine duserek, memleketten firar etmisler. Saltanat ve Hilafet makamini isgal eden Vahdettin, soysuzlasmis, sahsini ve yalniz tahtini temin edebilecegini dusunerek alcakca tedbirler arastirmada. Damat Ferit Pasa'nin idaresindeki kabine, aciz, hassasiyetsiz, zalim, yalniz padisahin iradesine tabi ve onunla beraber sahislarini koruyabilecek herhangi bir vaziyete razi. Ordunun elinden silahi ve cephanesi alinmis ve alinmakta." Mustafa Kemal 19 Mayis 1919'da Samsun'a ciktigi zaman, kafasinda kuracagi devletin temellerini atmisti. Bu kuracagi devletin icinde ne Padisah'a ne de Halife'ye yer vardi. Modern, cagdas bir devlet kuracakti. KURDU da. Samsun'a ciktiktan hemen sonra Erzurum'a gecerek, "Erzurum Kongresi"ni topladi, arkasindan suratle Sivas'a gitti, burada da "Sivas Kongresi"ni toplayarak baskan secildi. 27 Aralik 1919'da gerek Erzurum gerekse Sivas Kongreleri'nin Baskani olarak Ankara'ya geldi. Buyuk emek ve calismalardan sonra "23 Nisan 1920" tarihinde Ankara'da "Buyuk Millet Meclisi"ni acti. 24 Nisan 1920 tarihinde de baskanliga secildi. Simdi Ankara'da butun Turklerin temsilcisi bir Meclis ve onun basinda da vatansever ve essiz bir devlet adami vardi: MUSTAFA KEMAL. Bu arada Padisah ve Istanbul hukumeti ne yapiyordu? Padisah Vahdettin'in hukumeti 10 Agustos 1920'de "Sevr"de memleketin idam fermanini imzaliyordu. Mustafa Kemal, 19 Mayis 1919'da Samsun'a cikarken, kafasinda yalnizca kuracagi devletin temellerini atmamis, ulkeyi dusmanlardan nasil kurtaracaginin da planlarini yapmisti. Iste bu dusunusun ve planin sonucur ki, binbir guclukle meydana getirilen duzenli ordularla, 9-10 Ocakl921'de "I. Inonu", hemen arkasindan 31 Mart / 1 Nisan 1921'de de "II. Inonu" zaferleri kazaniliyordu. II. Inonu zaferinden hemen sonra Ismet Pasa, Metristepe'den, Mustafa Kemal'e soyle diyordu: "Dusman binlerce oluleriyle doldurdugu muharebe alanini silahlarimiza terk etmistir." Mustafa Kemal'in, Ismet Pasa'ya verdigi cevap ise edebiyat bakimindan da bir saheserdir: "Siz orada yalniz dusmani degil, milletin makûs talihini de yendiniz. Istilâ altindaki bedbaht topraklarimizla beraber butun vatan, bugun en uzak koselerine kadar zaferinizi kutluyor. Dusmanin istila hirsi, azim ve hamiyetinizin yalcin kayalarina basini carparak hurdahas oldu." Ve, 23 Agustos 1921 "Sakarya Meydan Muharebesi " Mustafa Kemal, savas alaninda ordusunun basinda, milletine soyle diyordu: "Hatti mudafaa yok, sathi mudafaa vardir. O satih butun vatandir. Vatanin her karis topragi vatandasin kani ile sulanmadikca terk olunamaz." Ve 13 Eylul 1921 sabahi, 22 gun, 22 gece suren savastan sonra, dusman askeri Sakarya nehrine dokuluyor, zafer kazaniliyordu. Bagimsizlik yolundaki butun engeller, Mustafa Kemal'in essiz dehasi, silah arkadaslarinin ustun idaresi ve kahraman Mehmetcigin cesareti sayesinde bir bir kaldiriliyordu. Nihai zafer ufukta goriinmeye baslamisti. 19 Eylul 1921 gunu toplanan "Turkiye Buyuk Millet Meclisi" kazandigi zaferlerden dolayi Mustafa Kemal'e "MARESAL" iutbesi ve "GAZI "lik unvani veriyordu. Nihayet "26 Agustos 1922" sabahi tanyeri agarirken, Maresal Gazi Mustafa Kemal komutasindaki Turk ordusu, tum cephelerden dusman uzerine saldiriya geciyordu. 1 Eylul 1922, Mustafa Kemal ordularina hedefi gosteriyordu: "Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir. Ileri!" Ve bu emri eksiksiz yerine getiren kahraman Turk askeri, dusmani bu sefer Sakarya nehrine degil, Akdeniz'e dokuyordu. Gazi Mustafa Kemal'e gore savas alanlarinda kazanilan zafer, baris masasinda da kazanilmaliydi ve ulke yapacagi reformlarla uygar ulkeler duzeyine cikmaliydi. Nitekim oyle oldu. Savas alanlarindan, Disisleri Bakanligi'nin basina getirilen Ismet Pasa baskanligindaki heyet, cok uzun suren mucadelelerden sonra, "Lozan"da 24 Temmuz 1923 gunu, Turkiye'nin bagimsizligini dosta dusmana onaylattiran "Lozan Antlasmasi"ni imzaliyordu. Bu arada Padisah Vahdettin, Istanbul'dan gizlice Ingiliz gemisine binerek 17 Kasim 1922 gunu kaciyordu. 1 Kasim 1922'de zaten saltanat kaldirilmisti. "29 Ekim 1923" gunu buyuk senliklerle birlikte "Cumhuriyet" ilan ediliyor ve Gazi Mustafa Kemal ilk "Cumhurbaskani" seciliyordu. Kurulan Cumhuriyet hukumeti, devlet idaresinde, hukukta, kulturde, ekonomide ve benzeri her konuda suratle devrimlerini yapmaya basladi. Saltanatin kaldirilmasindan sonra, 3 Mart 1924 tarihinde Hilafet de tarihe karisti. 2 Eylul 1925'te Tekke, Turbe ve Zaviyeler kapatildi ve unvan isimleri yasaklandi. 25 Aralik 1925'te Kiyafet Kanunu kabul edildi. 26 Aralik 1925'te uluslararasi takvim, saat, rakam ve olcu birimleri kabul edildi. 4 Nisan 1926'da Turk Medeni Kanunu kabul edildi. 1 Kasim 1928'de Harf Devrimi yapildi. 3 Nisan 1930'da kadinlara belediye secimlerinde oy verme hakki verildi. 12 Temmuz 1932'de Dil Devrimi yapildi. 26 Haziran 1934'de Soyadi Kanunu kabul edildi. 5 Aralik 1934'de Kadina "secme ve secilme hakki" verildi. Bunlari egitimde, ekonomide yapilan reformlar izledi. Ve Mustafa Kemal 53 yasindayken, 24 Kasim 1934 tarihinde TBMM "Turk milleti adina", kendisine "ATATURK" soyadini verdi. Kisacik omrunu zaferlerle susleyen, ulusunu bagimsizligina kavusturarak yepyeni bir devlet kuran, Gazi Mustafa Kemal ATATURK, 10 Kasim 1938 persembe gunu, saat 9.05'te Istanbul'da Dolmabahce Sarayi'nda hayata gozlerini kapadi. Ataturk'un en yakin silah arkadasi ve Basbakani Ismet Inonu'nun bu buyuk insan icin, "Devletimizin banisi ve milletimizin fedakâr, sadik hadimi, insanlik idealinin asik ve mumtaz simasi, Essiz Kahraman Ataturk, vatan sana minnettardir." dediginden bu yana yarim yuzyildan fazla bir zaman gecmis. Dunyadaki pek cok olumsuz gelismelere karsin, Turkiye bugun de birlik ve beraberligini ilk gunku tazeligiyle koiuyorsa, bunu Buyuk Ataturk'e ve kurrrius oldugu devletin temellerinin cok saglam olmasina borcluyuz. Ne mutlu Turk milletine ki, her dar zamaninda basvuracagi Atatruk gibi bir lideri ve basi sikildikca okuyup tarihten ders alacagi Nutuk gibi bir kitabi var. Ataturk'un Reformlarini oturttugu iki temel: Cumhuriyet ve Lâikliktir. Atatiirk'un 15 yila sigdirdigi reformlari arasinda, tum devrimlerinin ozunu olusturan "Cumhuriyet " ve "Laiklik Ilkesi" en onemlileridir. Butun devrimlerin esasi bu iki kavram uzerine oturtulmustur. Bugun de bu iki ana devrim,"Ataturkcu Dusunce"nin temel niteligini olusturmaktadir. CUMHURIYETCILIK Cumhuriyet, halkin egemenligini dogrudan dogruya veya sectigi temsilciler araciligi ile kullandigi devlet seklidir. (Meydan Larousse, cilt 3, sayfa 95 ) Cumhuriyetcilik ise, Turk Hukuk Sozlugune gore: Milli hâkimiyet ulkusunun en iyi ve en emin surette temsil ve tatbikine elverisli hukumet sekli olduguna inanistir. Cumhuriyeti ve Cumhuriyetciligi boyle kisaca tanimladiktan sonra Ataturk'un Cumhuriyet anlayisina deginelim. Ataturk'e gore Cumhuriye'tin temelinde Demokrasi, onun da temelinde Lâiklik ilkesi yatmaktadir. Bu kavramlari birbirinden ayirmak mumkun degildir: degildir cunku bunlar birbirlerinin tamamlayicisidirlar. Ataturk kurtarip kurdugu genc Turk Devletine "Misak-i Milli" sinirlari icinde yasayan farkli inanc, dusunce ve soydan gelenleri bir inanc etrafinda toplamayi basarmis,"Turkum" diyen ve kendini Turk olarak goren herkesin, vatandaslik haklarindan esit olarak yararlanacagini onemle ve hic bir yoruma imkân vermeyecek sekilde acikca belirtmistir. Ataturk kafasinda saltanati ve hilafeti kaldirdigi gun Cumhuriyet'i de kurmustu. Zaten cokmus olan imparatorluk ve onun kalintilari ortadan kaldirildiktan sonra, ne padisaha ne de onun dinsel uzantisi olan Halife'ye, hilafete ihtiyac vardi. Gerci 29 Ekim 1923 gunu Cumhuriyet ilan edilmistir ama bu, bir anlamda sistemin adinin konmasiydi. Cunku Ataturk, Cumhuriyeti ilan etmeden once onun tum altyapisini cok titiz bir sekilde hazirlamisti. Iste bu nedenledir ki, Cumhuriyet'in ilanindan sonra, karsilasilan zorluklar en kisa zamanda, en az zararla ve Cumhuriyet'in gerekleri icerisinde halledilebilmistir. Yukarda da belirttigimiz gibi, Cumhuriyet rejimini demokrasiden ayinnak mumkun degildi, demokrasiye de kademe kademe gecilecekti. Ve onun da alt yapisi ileride sarsilmayacak bir sekilde olusturulacakti. Iste bu dusunusun eseridir ki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) kuiuldu. Cok partili bir rejim, demokrasinin cekirdegini olusturacakti Turkiye'de. Misak-i Milli sinirlari icinde cesitli din, dil ve i kulturden olusan toplulugun meydana getirdigi mozaik, i Turk kulturunun temelini olusturuyordu. Bu kultur birligi uygarligin da oncusu olmustu. Uygarliktan nasibini almis toplumlar icin en uygun idare tarzi Ataturk'e gore Cumhuriyet idaresiydi. Cumhuriyet'e yalnizca idare edenler degil, idare edilenler de sahip i cikmaliydi. Cunku Cumhuriyet'in esas sahibi onlardi. Ve Cumhuriyet'in nimetlerinden uygar bir toplum olduklari oranda insanlar yararlanabilirlerdi. Bu nedenle Cumhuriyet'in temelini olusturan faktorlerden birisi de, ayn ayn dil, din, orf ve adetlere de sahip olsalar; yuzyillar boyu beraber yasamis ve ayni 1 kaderi paylasmis toplumlarin kultur beraberlikleridir. Gene Ataturk'e gore, Cumhuriyet rejimi nasil uygar insan topluluklannin sahip olmasi gereken bir idare tarzi ise, Cumhuriyet'e sahip olmak isteyen toplumdaki c kisilerin de erdemli olmalan gerekiyordu. Ataturk'e gore Cumhuriyet idaresinin saglikli yasayabilmesi icin birtakim kurallar vardi ve bu i kurallara kesinlikle uyulmasi gerekiyordu. Bu kurallari belirleyecek olan hukuk sistemi de medeni ulkelerdeki i hukuk sistemleriydi. Kohne ve yikilmis bir imparatorlugun birikintileri arasinda kalan sozum ona yasalarla Cumhuriyet idaresinin bagdasmayacagi cok acik bir sekilde belliydi. Bu nedenle Cumhuriyet'in icinde nasil padisahliga, halifeye yer yoksa "Mecelle"ye de yer yoktu. Cumhuriyet'i kurmak hem de butun uniteleri ile kurmak onemliydi. Ama onu yasatmak da kurmak kadar onemliydi. Peki kim yasatacakti? Ataturk buyuk nutkun sonunda onun da cevabini veriyordu. TURK GENCLIGI Nicin Turk gencligi? Cunku genclik ileriye donuktur, gelismecidir, yaraticidir ve daima yenilikcidir. Cumhuriyet'in de saglikli kalabilmesi icin bu gelismelere ihtiyaci vardi. Iste bunun icindir ki Buyuk Ataturk kurdugu Cuinhuriyet'i, herhangi bir kuruma, kurulusa veya siyasi olusuma emanet etmemistir. Dogrudan dogruya Turk gencligine emanet etmistir. Turk gencligi Cumhuriyet'in korunmasindan, gelismesinden ve bakimindan sonsuza kadar sorumludur. Ve, Turk toplumu Cumhuriyet'e sahip cikacak gencligi yetistirmek zorundadir. Cunku, sadece Cumhuriyet'in degil, bagimsiz, lâik Turk devletinin gelecegi de bu genclige baglidir. LAIKLIK Basit anlamda Lâiklik "Din isleri ile devlet islerinin ayrilmasi" seklinde tanimlaniyorsa da, bu tanim Ataturk'un lâiklik anlayisini tam olarak yansitmamaktadir. Lâik anlayista elbette din isleri ile devlet isleri birbirinden ayrilacak, ancak devlet ne kadar inananlarin ozgurluklerini, hak ve hukuklarini korumak zorunda ise, bir o kadar da inanmayanlarin da haklarini korumak zorundadir. Iste Ataturk'un lâiklikteki temel anlayisi budur. Ataturk icin din, insan yasaminda gereklidir. O'na gore din, Tann ile kul arasinda vicdani sorumlu tutan ve aracisi olmayan bir iliskidir. Softa takiminin din istismarciligina asla firsat verilmemelidir. Cunku gecmisteki her tiirlu kotuluk, din oyunlarindan gelmistir, der. Dinden cikan saglayanlara, din ticareti yapanlara, saf ve masum halki aldatanlara siddetle karsidir Ataturk. "Islam dini en akla uygun ve dogal bir dindir. Ve bundan dolayidir ki son din olmustur. Bir dinin dogal olabilmesi icin akla, fenne, bilime ve mantiga uygun olmasi gereklidir. Islam dini bunlara tumuyle uygundur. Muslumanlikta ruhbanlik yoktur, herkes esittir. Her kisinin, din duygusunu, imanini ogrenmek icin bir yere gereksinimi vardir, bu yer de okuldur." "Islam dini ulusumuza degersiz, miskin ve asagi olmayi onermez. Her sarikliyi hoca sanmayin. Hoca olmak sarikla degil beyinledir. Nasil her sahada yuksek meslek sahibi insanlar yetistiriyorsak, dinin gercek felsefesini inceleyecek, arastiracak ve ogretecek, hakiki din adamlarini yetistirecek kurumlara da sahip olacagiz." diyen Ataturk, laikligin dinsizlik olmadigini da ozellikle belirtir. Bunlar Mustafa Kemal Ataturk'un din ile ilgili kisaca gorusleri. Dinin siyasete de karistirilmasina siddetle karsi olan Mustafa Kemal 1 Mart 1924 tarihinde TBMM'de yapmis oldugu konusmada soyle diyordu: "Islam dinini yuzyillardan beri yapilageldigi gibi bir siyaset aracisi durumundan arindirip yuceltmenin zorunlu oldugu gercegini de goruyorum." Lâik Cumhuriyet'e gecilirken, Imparatorlugun kohnemis ve kokusmus kurum ve kuruluslari bir bir kaldirilirken yerlerine aklin, bilimin ve mantigin geregi olan kurum ve kuruluslar konmaya baslandi. Mecelle yerini medeni hukuka; tekkeler, zaviyeler yerlerini modern egitime biraktilar. Lâik olmayan duzenin butun kalintilari ortadan kaldirilirken, lâik duzen de yerli yerine oturtuluyordu. Bu ise devletten ve devleti olusturan kurumlardan baslandi. 23 Nisan 1920'de Turkiye Buyuk Millet Meclisi'nin acilmasiyla "egemenlik kayitsiz sartsiz milletindir" ilkesi ile, cok kisa bir zaman sonra kurulacak olan devletin temelleri atilmis oluyordu. Saltanat ve hilafetin kaldirilip, Cumhuriyet'in ilan edilmesi, 1921, 1924 ve 1927 Anayasalari ve en son olarak da 10 Nisan 1928'de lâiklik ilkesinin Anayasa'ya girmesi ile devlet tamamen lâik bir temel uzerine oturtuluyordu. Devleti devlet yapan kurumlarin basinda gelen hukuk da lâiklestiriliyordu. Bundan boyle devletin icinde ne hurafeye ne falciliga ne de mantik ve bilim disi inanisa yer vardi. Seriye Bakanligi ve Mahkemeleri kaldiriliyor, Turk Ceza ve Ticaret Kanunlari kabul ediliyor, hukuk mantik ve onun uzantisi olan bilimin temelleri uzerine yerlestiriliyordu. Hukukun laiklesmesiyle onun islevini yerine getiren i uniteler de buna gore olusturulacakti. Din adamlarinin hukuk anlayisi ile, lâik bir ulkede adalet dagitimi mumkun olamazdi. Ve bundan dolayi da Ataturk soyle diyordu: "Simdi ortaya cikan bu buyuk eserin anlayisini, gereksinimlerini doyuracak yeni hukuk ilkelerini ve yeni hukuk adamlarini ortaya cikarmak icin girisimlerde bulunmak zamani gelmistir." Ataturk egitimi de lâiklestirirken, "Dogrulugu ispat edilmemis birtakim bilimdisi varsayimlarla, hurafelerle yetistirilecek olan genclerin, ulke ve ulusuna faydali olamayacagini" soyluyor ve devamla soyle diyordu: "Bilim ve teknik icin okul gereklidir. Okul genc kafalara insanliga saygiyi, ulus ve ulkeye sevgiyi, seref, bagimsizligi ogretir. Bagimsizlik tehlikeye dustugu zaman onu kurtarmak icin izlenmesi uygun olan en iyi yolu belletir. Ulke ve ulusu kurtarmaya calisanlarin ayni zamanda mesleklerinde birer namuslu uzman ve birer bilgin olmalari gerekir. Bunu saglayan Okul'dur." Ve boylece medreseler, mahalle mektepleri kaldirilarak, musbet bilim veren okullar aciliyordu. Egitim ve ogretim birlestiriliyor, egitim seferberligi baslatiliyor, Universiteler ve Fakulteler aciliyordu. Kulturde de gereken yenilikler yapilarak lâik bir devlet kurmanin tum kosullari yerine getirilecekti. Nitekim oyle de oldu. Eski yazi kaldirilip Latin Alfabesi'ne gecildi. Dil ve tarihte devrim yapildi. Heykel ve resmi gunah sayan zihniyeti, Osmanogullari ile birlikte ulusal sinirlar disina cikaran Ataturk, sanatin bir ulkenin kan damarlari oldugunu soyluyordu. Sonuc olarak Ataturk'un lâiklik anlayisini ozetleyecek olursak, devleti ve onun kurumlarini, hukuku, egitimi, kulturu, orduyu, siyaseti, uzantilarini dinsel icerikten ve denetimden kurtarmakti diyebiliriz. Ulusal bagimsizligimizin simgesi ve sahibi, kohne bir imparatorlugun kalintilari uzerinde, genc, lâik ve dinamik bir devlet kuran, yuce onder Mustafa Kemal Ataturk, 15 yil gibi inanilmasi cok zor olan bir zaman parcasi icinde gerceklestirdigi devrimleriyle, hem ulkesini uygar ulkeler seviyesine cikartti, hem de kurdugu lâik Turkiye Cumhuriyeti'ni, yikilmasi mumkun olmayan saglam temeller uzerine oturttu. Kurdugu lâik Cumhuriyet'in bu yil 70. yilini kutluyouz. Essiz onderin sonsuzluga gocunden bu yana ise 55 yil gecti. Bu zaman icinde O'nun kurdugu Cumhuriyet'e, devrimlerine ve her turlu yenilige, dil uzatan, hatta el uzatanlar cikmadi mi? Suphesiz cikti. Fakat, Kurdugu Cumhuriyet'in temelleri bilimin, mantigin ve yeniligin harci ile yoguruldugu icin, bugune dek ilk gunku canliligi ile geldi. Sonsuza kadar da boyle gideceginden hic kimsenin kuskusu olmasin. Dumlupinar-Mechul Asker Aniti'nin Temel Atma Toreni 30 Agustos 1924 1.70 boyunda, zarif ve sik, basinda kalpagi, elinde bastonu ile kursuye dogru ilerleyen, isil isil gozlerinden mutluluk okunan bu genc insan Mustafa Kemal'den baskasi degildi. Saat ucbucugu gosteriyordu. Yaklasik bir saat surecek olan konusmasina soyle basliyordu: -Bes gun araliksiz, geceli gunduzlu devam eden en buyuk meydan savasinin gercek niteligi, bugun ayrintilari ile anlatilanlardan daha cok, yarin tarihin hakemleri olan arastiricilarin inceleme ve yargilamalari okundugu zaman, daha belirli, daha yaygin olarak anlasilacaktir. Beni, milletim, Turk Milleti, guven ve inanina layik gorerek, bu hareketlerin basinda bulundurdu. Vazifelerimi milletin icinden gelen istegine, gercek ihtiyacina, yalniz onun yuce iradesine uygun olarak yapmis olanlara ozgu bir vicdan rahatligi ile, bugun karsinizda bulunurken duydugum mutlulugu anlatamam, diyen Mustafa Kemal, Buyuk zaferin kazanilmasinda paylari olan silah arkadaslari, esi Latife Hanim ve kalabalik bir halk toplulugu karsisinda, canindan cok sevdigi Turk Ulusu'na, soyle sesleniyordu: -Efendiler; kendilerine bir milletin talihi tevdi olunan adamlar, milletin kuvvet ve kudretine yalniz ve ancak yine milletin gercek ve elde edilecek cikarlari yolunda kullanmakla yukumlu olduklarini bir an hatirlarindan cikarmamalidirlar. Bu adamlar dusunmelidirler ki, bir ulkeyi zaptetmek, ele gecirmek, o ulkenin sahiplerine hukmetmek icin yeerli degildir. Bir milletin ruhu elde edilmedikce, bir milletin azim ve iradesi kirilmadikca, o millete hakim olmanin imkani yoktur. Oysa, yuzyillarin meydana getirdigi bir milli ruha, saglam ve surekli bir milli iradeye hicbir kuvvet dayanamaz. Mahkum olmak istemeyen bir milleti, koleligi altinda tutabilecek kadar kuvvetli diktatorler artik bu dunya yuzunde kalmamistir. Turk milleti, son savaslari ile, ozellikle burada elde ettigi zaferle, gosterdigi azim ve irade ile bilinen bu gercekleri bir defa daha tarihin bagrina celik kalemle kazimis bulunuyor. Mustafa Kemal devamla, butun Turk ulusuna soyle diyordu: -Hic suphe etmemelidir ki, yeni Turk Devletinin, genc Turk Cumhuriyeti'nin temeli burada saglamlastirildi, olumsuz hayati burada seref tacini giydi. Bu meydanda akan Turk kanlari, bu gokyuzunde ucusan sehit ruhlari, Devlet ve Cumhuriyeti'mizin olmez koruyucularidir. Devam ediyordu, -Efendiler, Bu cok buyuk zaferin cesitli etkenlerinin ustunde en onemlisi ve en buyugu, Turk milletinin kayitsiz, sartsiz egemenligini eline almis olmasidir. Bu olayin tarihimizde ve butun dunyada en buyuk, en verimli bir devrim oldugunu aciklamayi gerekli gormem. Milletimizin uzun yillardan beri hanlar, hakanlar, sultanlar, halifeler elinde, onlarin tahakkum ve istibdadi altinda ne kadar ezildigini, onlarin hirslarini karsilama yolunda ne kadar buyuk felaketlere ve zararlara ugradigini dusunursek, milletimizin egemenligini eline almis olmasi olayinin butun buyuklugu ve onemi gozlerimizin onunde belirir. Milletin egemenligi icin soyle diyordu Mustafa Kemal Dumlupinar'da: -Efendiler, millet egemenligi oyle bir nurdur ki, onun karsisinda zincirler erir, tac ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin koleligi uzerine oturtulmus kurumlar, her yerde yikilmaya mahkumdurlar. Padisah ve Halife hakkindaki kanaatini ise Cal ovasinda soyle dile getiriyordu: -Arkadaslar, Saraylarin icinde Turk'ten baska unsurlara dayanarak, dusmanlarla birlik olarak, Anadolu'nun, Turklugun aleyhine yuruyen curumus, golge adamlarin Turk vatanindan kovulmasi, dusmanlarin denize dokulmesinden daha kurtarici bir harekettir. Turk milletinin kutsal atalar emaneti olan bu topraklarda tam anlami ile efendi olarak yasamasi ancak o gereksiz ve anlamsiz olduktan baska, varliklari zarar ve felaket olan makamlarin ortadan kaldirilmasi ile gerceklestirilebildi. Mustafa Kemal bilim ve teknik hakkinda da soyle diyordu: -Efendiler, Artik vatan bayindirlik istiyor, zenginlik ve refah istiyor. Bilim ve teknik, yuksek uygarlik, ozgur dusunce ve ozgur anlayis istiyor. Seref, namus, bagimsizlik, gercek varlik, vatanin bu istediklerini tamami ile ve hizla yerine getirmek icin esasli ve ciddi bir calismayi emreder. Yuzyillardir Turkiye'yi yonetenler cok seyler dusunmuslerdir, ama yalniz bir seyi dusunmemislerdir: Turkiye'yi. Bu dusuncesizlik yuzunden Turk vataninin, Turk milletinin ugrdaigi zararlari ancak bir yolda karsilayabiliriz: O da artik Turkiye'de Turkiye'den baska bir sey dusunmemek. Bizim milletimiz vatani icin, ozgurlugu ve egemenligi icin fedakar bir halktir; bunu ispat etti. Milletimiz, yaptigi devrimlerin kiskanc savunucusudur da. Benliginde bu degerler yerlesmis bir milleti yurumekte oldugu dogru yoldan hicbir kimse, hicbir kuvvet alakoyamaz. Uygarlik ve medeniyet icin de soyle sesleniyordu: -Uygarlik yolunda yurumek ve basari kazanmakhayatin sartidir. Bu yol uzerinde duraklayanlar veya bu yol uzerinde ileriye degil, geriye bakmak uzerinde duraklayanlar veya bu yol uzerinde ileriye degil, geriye bakmak bilgisizligini ve dalginligini gosterenler, genel uygarligin seli altinda gunun birinde bogulurlar. Uygarlik yolunda basari, yenilige baglidir. Toplum hayatinda, bilim ve teknik alanda basari kazanmak icin tek gelisme ve ilerleme yolu budur. Yasamaya ve gecinmeye hakim olan kurallarin zamanla degismesi, gelismesi ve yenilenmesi gereklidir. Uygarligin buluslari, teknigin harikalari, dunyayi degisiklikten degisiklige ugrattigi bir devirde, asirlik kohne anlayislarla, gecmise saplanip kalmakla varligini dayandirabilmek mumkun degildir. Aile hayati icin de soyle diyordu: -Uygarliktan soz ederken sunu da kesinlikle soylemeliyim ki, uygarligin esasi, ilerleme ve guclu olmanin temeli aile hayatidir. Bu hayatta kotuluk, muhakkak sosyal, ekonomik ve politik gucsuzlugu dogurur. Aileyi meydana getiren kadin ve erkek unsurlarin tabii haklarini bilmeleri, aile vazifelerini yerine getirebilmeleri sarttir. Mustafa Kemal, Cal ovasinda, ekonomi hakkindaki kanaatini de soyle dile getiriyordu: -Efendiler, Milletimiz burada elde ettigimiz buyuk zaferden daha onemli bir vazife pesindedir. O zaferin bilincine erismek, milletimizin ekonomi alanindaki basarilari ile gerceklesecektir. Bilirsiniz ki ekonomi bakimindan zayif bir varlik, yoksulluktan kurtulamaz; guclu bir uygarliga, refah ve mutluluga kavusamaz, sosyal ve politik felaketlerden yakasini kurtaramaz. Ulkenin yonetimindeki basari da, ekonomisindeki varlik derecesi ile orantili olur. Hicbir uygar devlet yoktur ki, ordu ve donanmasindan once, ekonomisini dusunmemis olsun. Ve Mustafa Kemal, Dumlupinar'da Cal Ovasinda, sozlerine genclere hitap ederek son veriyordu: -Gencler, Cesaretimizi guclendiren ve surduren sizlersiniz. Soz, almakta oldugunuz terbiye ve kultur ile, insanlik degerinin, vatan sevgisinin en degerli ornegi olacaksiniz. Ey yukselen yeni nesil, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yukseltecek ve surdurecek sizsiniz. |
|
|