murat's profileMyGë¢ë Kµ§µPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    (19 Mayis 1881-10 Kasim 1938)

    Laik Turkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Cumhurbaskani Gazi Mustafa Kemal Ataturk,
     
    19 Mayis 1881'de o tarihte Osmanli Imparatorlugu sinirlari icinde bulunan Selanik'te, Ahmet Subasi Mahallesi'ndeki uc katli, pembe boyali, ahsap bir evde
    dogdu. Makbule adinda bir kizkardesi olan Mustafa'nin, babasinin adi Ali Riza, annesininki Zubeyde idi.

    1886'nin baslarinda ilkokula baslayan Mustafa, caliskanligi ve zekasi ile hemen on plana cikti. Ilkokulu basariyla bitirdikten sonra
    1893 yilinda Selanik Askeri Okuluna basladi. Okulda isim benzerligi dolayisiyla ogretmeni Yuzbasi Mustafa tarafindan,
    Mustafa'ya "Kemal" adi verildi. Hayatinin sonuna kadar da Mustafa Kemal olarak anildi. Mustafa Askeri Okulu, sinifinin
    dorduncusu olarak bitirdigi sirada, 15 yasindaydi. Bundan sonra sirasiyla Manastir Askeri Okulu'nu, Istanbul Harp Okulu'nu ve
    11 Ocak 1905'te de Istanbul Harp Akademisi'ni bitirerek Yuzbasi rutbesi ile orduya katildi. Daha sonra Sam'da, Selanik'te
    Trablusgarp'ta, Bingazi'de Arnavutluk'ta ve Derne'de degisik askeri gorevlerde bulundu. Bu arada 13 Nisan 1909'da Istanbul'da
    Ikinci Mesrutiyet'e karsi yapilan 31 Mart Isyani'ni bastiran "Hareket Ordusu"nun Kurmay Baskani olarak Istanbul'a geldi.
    Derne'de Italyan kuvvetlerini bozguna ugrattiktan sonra bir sure icin Istanbul'a gelen Mustafa Kemal 3 Kasim 1913'te Sofya'ya
    Atesemiliter olarak atandi.

    Mustafa Kemal, ozellikle Sofya'da bulundugu yillarda, devrin hemen hemen tum komutanlarina ve bu arada Enver Pasa'ya,
    vatanin kurtulusuyla ilgili uyarici ve yol gosterici nitelikte pek cok mektup yazdi ve girisimlerde bulundu.

    Sofya'dan Istanbul'da, donen Mustafa Kemal, 2 Subat 1915'te Tekirdag'daki 18. Tumene komutan olarak atandi.

    Canakkale Bogazi'nda Ingiliz ve Fransiz donanmalarina komuta eden Amiral ve Robek'in emrindeki kuvvetlere buyuk kayiplar
    verdirerek, Canakkale'nin gecilmez oldugunu dosta dusmana anlatan Mustafa Kemal 25 Nisan 1915 gunu bu defa karadan
    sanslarini denemek isteyen dusman birliklerine Ariburnu'nda ve Conkbayiri'nda buyuk kayiplar verdirdi.

    Daha sonra Anafartalar Grup Komutanligi'na atanan Mustafa Kemal, 9 Agustos 1915 sabahi, gunun agarmasiyla birlikte
    ordusuna hucum emri veriyordu. Iste bu son darbedir ki, dusman arkasinda pek cok olu ve yarali birakarak savas meydani terk
    ediyordu.

    12 Aralik 1916 gunu "Anafartalar Kahramani" olarak Istanbul'a donen Mustafa Kemal, 27 Ocak 1916 gunu Edirne'ye 16.
    Ordunun Komutani olarak gidiyordu. Ancak ordusunun kisa bir zaman sonra Diyarbakir'a gonderilmesi dolayisiyla buraya geldi,
    daha sonra Halep'e gecti ve tekrar Dogu Cephesi'ne emrindeki kuvvetlerle Ruslar'a karsi buyuk basarilar elde etti. Sonunda 16
    Mart 1917 tarihinde 2. Ordu Komutanligi'na, cok kisa bir zaman sonra da 7. Ordu Komutanligi'na atandi. Yildirim Ordulari
    Komutani Maresal Von Falkenhayn ile ordunun duzeni konusunda anlasamayinca 7 Ekim 1917 tarihinde izinli olarak Istanbul'a
    donmustu. Izninin sonunda karargahta gorev verilen M.Kemal 15 Aralik 1917 tarihinde Veliaht Sehzade Vahdettin ile birlikte
    Almanya'ya gidene kadar bu gorevde kaldi.

    4 Ocak 1918 tarihinde Almanya'dan donen M.Kemal bobreklerinden rahatsizlaninca tedavi olmak uzere Viyana'ya gitti. 2
    Agustos 1918 tarihine kadar Viyana'da kaldi. Bu arada Sehzade Vahdettin padisah olmustu. Donusunde memleket sorunlarini
    bir kere daha gorusen M.Kemal bu gorusmeden sonra kararini verdi:

    "Vatan, Padisah ile degil, Padisah'in disinda, ona karsi ve ona ragmen kurtarilacaktir."

    28 Agustos 1918 tarihinde Istanbul'dan ayrilarak Halep'e giden M. Kemal 7. Ordu Komutani olarak birlikleri denetlemis, 19
    Eylul 1918 gunu Ingilizler'in Araplar'la birlikte baslatmis olduklari siddetli hucumlara kahramanca karsi koymus, basarilarinin
    sonunda da "Yildirim Ordulari Komutanligi" gorevini, Maresal Von Falkenhayn'dan alan Maresal Liman Von Sanders"ten
    devralmisti.

    Maresal Liman Von Sanders Yildirim Ordulari Komutanligi'ndan ayrilirken emrindeki birliklere cektigi veda telgrafinda soyle
    diyordu:

    "Yildirim Ordulari Grubu'nun emir ve komutasini bugunden itibaren iftiharlarla dolu bircok savasta kendisini gostermis bulunan
    Mustafa Kemal Pasa hazretlerine birakiyorum."

    7 Kasim 1918 tarihinde Yildirim Ordulari Grup Karargahi'nin, Padisah'in emri ile kaldirilmasindan sonra Istanbul'a gelen Mustafa
    Kemal, bogazin ortasina demirlemis dusman donanmasini gorunce, yaninda bulunan yaveri Cevat Abbas Gurer Bey'e soyle
    diyordu.

    "Geldikleri gibi giderler!"

    16 Mayis 1919 gunu Istanbul'dan yurdu kurtarmak icin Samsun'a hareket etmeden, Padisah Vahdettin'e veda ederek ayrilirken,
    arkada biraktigi padisah hakkindaki dusuncesi suydu;

    "Saltanat ve Hilafet mevkiini isgal eden Vahdettin, korkak sahsini ve yalniz tahtini temin edebilecegini sandigi adi tedbirleri
    arastirmaktadir."

    16 Mayis 1919 aksam uzeri Mustaa Kemal, "Bandirma Vapuru" ile Samsun'a cikmak uzere Istanbul'dan ayrilirken Kizkulesi
    yakinlarinda isgal kuvvetleri tarafindan gemisi aranir, ondan sonra geminin Karadeniz'e cikisina izin verilir. Eski ve yarali
    Bandirma Vapuru dusman zirhlilari arasindan yavas yavas gecip Karadeniz'e dogru yol alirken, M. Kemal o alev alev yanan
    gozleriyle Istanbul'a son defa bakar ve soyle der:

    "Bunlar iste boyle yalniz demire, celige, silah kuvvetine dayanirlar. Bildikleri sey yalniz madde. Bunlar Hurriyet ugruna olmeye
    karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz Anadolu'ya ne silah ne cephane goturuyoruz. Biz ideali ve imani goturuyoruz."

    Burada bir gercege deginmek istiyoruz. Bazilarinin iddia ettikleri gibi Mustafa Kemal vatani kurtarmak icin Padisah Vahdettin
    tarafindan Anadolu'ya gonderilmemistir. Gerci Mustafa Kemal Padisah'in emri ile Anadolu'ya gecmistir ama "Vatani Kurtarmak"
    emri ile degil, "Turklerin Rumlar'a yaptigi baskiyi yerinde incelemek ve onlemek" emri ile.

    19 Mayis 1919 Samsun

    Mustafa Kemal bu gunu "NUTUK"ta soyle anlatiyordu:

    "Osmanli devletinin dahil bulundugu grup, harbi umumide maglup olmus. Osmanli ordusu her tarafta zedelenmis, sartlari agir bir
    anlasma imzalamis. Buyuk harbin uzunseneleri zarfinda, millet yorgun ve fakir halde. Millet ve memleketi harbi umumiye sevk
    edenler, kendi hayatlari endisesine duserek, memleketten firar etmisler. Saltanat ve Hilafet makamini isgal eden Vahdettin,
    soysuzlasmis, sahsini ve yalniz tahtini temin edebilecegini dusunerek alcakca tedbirler arastirmada. Damat Ferit Pasa'nin
    idaresindeki kabine, aciz, hassasiyetsiz, zalim, yalniz padisahin iradesine tabi ve onunla beraber sahislarini koruyabilecek
    herhangi bir vaziyete razi. Ordunun elinden silahi ve cephanesi alinmis ve alinmakta."

    Mustafa Kemal 19 Mayis 1919'da Samsun'a ciktigi zaman, kafasinda kuracagi devletin temellerini atmisti. Bu kuracagi devletin
    icinde ne Padisah'a ne de Halife'ye yer vardi. Modern, cagdas bir devlet kuracakti. KURDU da.

    Samsun'a ciktiktan hemen sonra Erzurum'a gecerek, "Erzurum Kongresi"ni topladi, arkasindan suratle Sivas'a gitti, burada da
    "Sivas Kongresi"ni toplayarak baskan secildi.

    27 Aralik 1919'da gerek Erzurum gerekse Sivas Kongreleri'nin Baskani olarak Ankara'ya geldi. Buyuk emek ve calismalardan
    sonra "23 Nisan 1920" tarihinde Ankara'da "Buyuk Millet Meclisi"ni acti. 24 Nisan 1920 tarihinde de baskanliga secildi.

    Simdi Ankara'da butun Turklerin temsilcisi bir Meclis ve onun basinda da vatansever ve essiz bir devlet adami vardi:
    MUSTAFA KEMAL.

    Bu arada Padisah ve Istanbul hukumeti ne yapiyordu?

    Padisah Vahdettin'in hukumeti 10 Agustos 1920'de "Sevr"de memleketin idam fermanini imzaliyordu.

    Mustafa Kemal, 19 Mayis 1919'da Samsun'a cikarken, kafasinda yalnizca kuracagi devletin temellerini atmamis, ulkeyi
    dusmanlardan nasil kurtaracaginin da planlarini yapmisti.

    Iste bu dusunusun ve planin sonucur ki, binbir guclukle meydana getirilen duzenli ordularla, 9-10 Ocakl921'de "I. Inonu", hemen
    arkasindan 31 Mart / 1 Nisan 1921'de de "II. Inonu" zaferleri kazaniliyordu. II. Inonu zaferinden hemen sonra Ismet Pasa,
    Metristepe'den, Mustafa Kemal'e soyle diyordu:

    "Dusman binlerce oluleriyle doldurdugu muharebe alanini silahlarimiza terk etmistir."

    Mustafa Kemal'in, Ismet Pasa'ya verdigi cevap ise edebiyat bakimindan da bir saheserdir:

    "Siz orada yalniz dusmani degil, milletin makûs talihini de yendiniz. Istilâ altindaki bedbaht topraklarimizla
    beraber butun vatan, bugun en uzak koselerine kadar zaferinizi kutluyor. Dusmanin istila hirsi, azim ve
    hamiyetinizin yalcin kayalarina basini carparak hurdahas oldu."

    Ve,

    23 Agustos 1921 "Sakarya Meydan Muharebesi "

    Mustafa Kemal, savas alaninda ordusunun basinda, milletine soyle diyordu:

    "Hatti mudafaa yok, sathi mudafaa vardir. O satih butun vatandir. Vatanin her karis topragi vatandasin kani ile sulanmadikca terk
    olunamaz."

    Ve 13 Eylul 1921 sabahi, 22 gun, 22 gece suren savastan sonra, dusman askeri Sakarya nehrine dokuluyor, zafer kazaniliyordu.
    Bagimsizlik yolundaki butun engeller, Mustafa Kemal'in essiz dehasi, silah arkadaslarinin ustun idaresi ve kahraman Mehmetcigin
    cesareti sayesinde bir bir kaldiriliyordu. Nihai zafer ufukta goriinmeye baslamisti.

    19 Eylul 1921 gunu toplanan "Turkiye Buyuk Millet Meclisi" kazandigi zaferlerden dolayi Mustafa Kemal'e "MARESAL" iutbesi
    ve "GAZI "lik unvani veriyordu.

    Nihayet "26 Agustos 1922" sabahi tanyeri agarirken, Maresal Gazi Mustafa Kemal komutasindaki Turk ordusu, tum
    cephelerden dusman uzerine saldiriya geciyordu.

    1 Eylul 1922, Mustafa Kemal ordularina hedefi gosteriyordu:

    "Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir. Ileri!"

    Ve bu emri eksiksiz yerine getiren kahraman Turk askeri, dusmani bu sefer Sakarya nehrine degil, Akdeniz'e dokuyordu.

    Gazi Mustafa Kemal'e gore savas alanlarinda kazanilan zafer, baris masasinda da kazanilmaliydi ve ulke yapacagi reformlarla
    uygar ulkeler duzeyine cikmaliydi. Nitekim oyle oldu.

    Savas alanlarindan, Disisleri Bakanligi'nin basina getirilen Ismet Pasa baskanligindaki heyet, cok uzun suren mucadelelerden
    sonra, "Lozan"da 24 Temmuz 1923 gunu, Turkiye'nin bagimsizligini dosta dusmana onaylattiran "Lozan Antlasmasi"ni
    imzaliyordu.

    Bu arada Padisah Vahdettin, Istanbul'dan gizlice Ingiliz gemisine binerek 17 Kasim 1922 gunu kaciyordu. 1 Kasim 1922'de
    zaten saltanat kaldirilmisti.

    "29 Ekim 1923" gunu buyuk senliklerle birlikte "Cumhuriyet" ilan ediliyor ve Gazi Mustafa Kemal ilk "Cumhurbaskani"
    seciliyordu.

    Kurulan Cumhuriyet hukumeti, devlet idaresinde, hukukta, kulturde, ekonomide ve benzeri her konuda suratle devrimlerini
    yapmaya basladi.

    Saltanatin kaldirilmasindan sonra, 3 Mart 1924 tarihinde Hilafet de tarihe karisti.

    2 Eylul 1925'te Tekke, Turbe ve Zaviyeler kapatildi ve unvan isimleri yasaklandi.

    25 Aralik 1925'te Kiyafet Kanunu kabul edildi.

    26 Aralik 1925'te uluslararasi takvim, saat, rakam ve olcu birimleri kabul edildi.

    4 Nisan 1926'da Turk Medeni Kanunu kabul edildi.

    1 Kasim 1928'de Harf Devrimi yapildi.

    3 Nisan 1930'da kadinlara belediye secimlerinde oy verme hakki verildi.

    12 Temmuz 1932'de Dil Devrimi yapildi.

    26 Haziran 1934'de Soyadi Kanunu kabul edildi.

    5 Aralik 1934'de Kadina "secme ve secilme hakki" verildi.

    Bunlari egitimde, ekonomide yapilan reformlar izledi.

    Ve Mustafa Kemal 53 yasindayken, 24 Kasim 1934 tarihinde TBMM "Turk milleti adina", kendisine "ATATURK" soyadini
    verdi.

    Kisacik omrunu zaferlerle susleyen, ulusunu bagimsizligina kavusturarak yepyeni bir devlet kuran, Gazi Mustafa Kemal
    ATATURK, 10 Kasim 1938 persembe gunu, saat 9.05'te Istanbul'da Dolmabahce Sarayi'nda hayata gozlerini kapadi.

    Ataturk'un en yakin silah arkadasi ve Basbakani Ismet Inonu'nun bu buyuk insan icin,

    "Devletimizin banisi ve milletimizin fedakâr, sadik hadimi, insanlik idealinin asik ve mumtaz simasi, Essiz
    Kahraman Ataturk, vatan sana minnettardir." dediginden bu yana yarim yuzyildan fazla bir zaman gecmis.

    Dunyadaki pek cok olumsuz gelismelere karsin, Turkiye bugun de birlik ve beraberligini ilk gunku tazeligiyle koiuyorsa, bunu
    Buyuk Ataturk'e ve kurrrius oldugu devletin temellerinin cok saglam olmasina borcluyuz.

    Ne mutlu Turk milletine ki, her dar zamaninda basvuracagi Atatruk gibi bir lideri ve basi sikildikca okuyup
    tarihten ders alacagi Nutuk gibi bir kitabi var.

    Ataturk'un Reformlarini oturttugu iki temel:

    Cumhuriyet ve Lâikliktir.

    Atatiirk'un 15 yila sigdirdigi reformlari arasinda, tum devrimlerinin ozunu olusturan "Cumhuriyet " ve "Laiklik Ilkesi" en
    onemlileridir. Butun devrimlerin esasi bu iki kavram uzerine oturtulmustur. Bugun de bu iki ana devrim,"Ataturkcu Dusunce"nin
    temel niteligini olusturmaktadir.

    CUMHURIYETCILIK

    Cumhuriyet, halkin egemenligini dogrudan dogruya veya sectigi temsilciler araciligi ile kullandigi devlet seklidir. (Meydan
    Larousse, cilt 3, sayfa 95 )

    Cumhuriyetcilik ise, Turk Hukuk Sozlugune gore: Milli hâkimiyet ulkusunun en iyi ve en emin surette temsil ve tatbikine elverisli
    hukumet sekli olduguna inanistir.

    Cumhuriyeti ve Cumhuriyetciligi boyle kisaca tanimladiktan sonra Ataturk'un Cumhuriyet anlayisina deginelim.

    Ataturk'e gore Cumhuriye'tin temelinde Demokrasi, onun da temelinde Lâiklik ilkesi yatmaktadir. Bu kavramlari birbirinden
    ayirmak mumkun degildir: degildir cunku bunlar birbirlerinin tamamlayicisidirlar.

    Ataturk kurtarip kurdugu genc Turk Devletine "Misak-i Milli" sinirlari icinde yasayan farkli inanc, dusunce ve soydan gelenleri bir
    inanc etrafinda toplamayi basarmis,"Turkum" diyen ve kendini Turk olarak goren herkesin, vatandaslik haklarindan esit olarak
    yararlanacagini onemle ve hic bir yoruma imkân vermeyecek sekilde acikca belirtmistir.

    Ataturk kafasinda saltanati ve hilafeti kaldirdigi gun Cumhuriyet'i de kurmustu. Zaten cokmus olan imparatorluk ve onun
    kalintilari ortadan kaldirildiktan sonra, ne padisaha ne de onun dinsel uzantisi olan Halife'ye, hilafete ihtiyac vardi. Gerci 29 Ekim
    1923 gunu Cumhuriyet ilan edilmistir ama bu, bir anlamda sistemin adinin konmasiydi. Cunku Ataturk, Cumhuriyeti ilan etmeden
    once onun tum altyapisini cok titiz bir sekilde hazirlamisti. Iste bu nedenledir ki, Cumhuriyet'in ilanindan sonra, karsilasilan
    zorluklar en kisa zamanda, en az zararla ve Cumhuriyet'in gerekleri icerisinde halledilebilmistir.

    Yukarda da belirttigimiz gibi, Cumhuriyet rejimini demokrasiden ayinnak mumkun degildi, demokrasiye de kademe kademe
    gecilecekti. Ve onun da alt yapisi ileride sarsilmayacak bir sekilde olusturulacakti. Iste bu dusunusun eseridir ki Cumhuriyet Halk
    Partisi (CHP) kuiuldu. Cok partili bir rejim, demokrasinin cekirdegini olusturacakti Turkiye'de.

    Misak-i Milli sinirlari icinde cesitli din, dil ve i kulturden olusan toplulugun meydana getirdigi mozaik, i Turk kulturunun temelini
    olusturuyordu. Bu kultur birligi uygarligin da oncusu olmustu. Uygarliktan nasibini almis toplumlar icin en uygun idare tarzi
    Ataturk'e gore Cumhuriyet idaresiydi. Cumhuriyet'e yalnizca idare edenler degil, idare edilenler de sahip i cikmaliydi. Cunku
    Cumhuriyet'in esas sahibi onlardi. Ve Cumhuriyet'in nimetlerinden uygar bir toplum olduklari oranda insanlar yararlanabilirlerdi.

    Bu nedenle Cumhuriyet'in temelini olusturan faktorlerden birisi de, ayn ayn dil, din, orf ve adetlere de sahip olsalar; yuzyillar
    boyu beraber yasamis ve ayni 1 kaderi paylasmis toplumlarin kultur beraberlikleridir. Gene Ataturk'e gore, Cumhuriyet rejimi
    nasil uygar insan topluluklannin sahip olmasi gereken bir idare tarzi ise, Cumhuriyet'e sahip olmak isteyen toplumdaki c kisilerin
    de erdemli olmalan gerekiyordu.

    Ataturk'e gore Cumhuriyet idaresinin saglikli yasayabilmesi icin birtakim kurallar vardi ve bu i kurallara kesinlikle uyulmasi
    gerekiyordu. Bu kurallari belirleyecek olan hukuk sistemi de medeni ulkelerdeki i hukuk sistemleriydi. Kohne ve yikilmis bir
    imparatorlugun birikintileri arasinda kalan sozum ona yasalarla Cumhuriyet idaresinin bagdasmayacagi cok acik bir sekilde
    belliydi. Bu nedenle Cumhuriyet'in icinde nasil padisahliga, halifeye yer yoksa "Mecelle"ye de yer yoktu.

    Cumhuriyet'i kurmak hem de butun uniteleri ile kurmak onemliydi. Ama onu yasatmak da kurmak kadar onemliydi. Peki kim
    yasatacakti? Ataturk buyuk nutkun sonunda onun da cevabini veriyordu.

    TURK GENCLIGI

    Nicin Turk gencligi?

    Cunku genclik ileriye donuktur, gelismecidir, yaraticidir ve daima yenilikcidir. Cumhuriyet'in de saglikli kalabilmesi icin bu
    gelismelere ihtiyaci vardi. Iste bunun icindir ki Buyuk Ataturk kurdugu Cuinhuriyet'i, herhangi bir kuruma, kurulusa veya siyasi
    olusuma emanet etmemistir. Dogrudan dogruya Turk gencligine emanet etmistir.

    Turk gencligi Cumhuriyet'in korunmasindan, gelismesinden ve bakimindan sonsuza kadar sorumludur.

    Ve, Turk toplumu Cumhuriyet'e sahip cikacak gencligi yetistirmek zorundadir.

    Cunku, sadece Cumhuriyet'in degil, bagimsiz, lâik Turk devletinin gelecegi de bu genclige baglidir.

    LAIKLIK

    Basit anlamda Lâiklik "Din isleri ile devlet islerinin ayrilmasi" seklinde tanimlaniyorsa da, bu tanim Ataturk'un lâiklik anlayisini tam
    olarak yansitmamaktadir.

    Lâik anlayista elbette din isleri ile devlet isleri birbirinden ayrilacak, ancak devlet ne kadar inananlarin ozgurluklerini, hak ve
    hukuklarini korumak zorunda ise, bir o kadar da inanmayanlarin da haklarini korumak zorundadir. Iste Ataturk'un lâiklikteki
    temel anlayisi budur.

    Ataturk icin din, insan yasaminda gereklidir. O'na gore din, Tann ile kul arasinda vicdani sorumlu tutan ve aracisi olmayan bir
    iliskidir. Softa takiminin din istismarciligina asla firsat verilmemelidir. Cunku gecmisteki her tiirlu kotuluk, din oyunlarindan
    gelmistir, der. Dinden cikan saglayanlara, din ticareti yapanlara, saf ve masum halki aldatanlara siddetle karsidir Ataturk.

    "Islam dini en akla uygun ve dogal bir dindir. Ve bundan dolayidir ki son din olmustur. Bir dinin dogal olabilmesi
    icin akla, fenne, bilime ve mantiga uygun olmasi gereklidir. Islam dini bunlara tumuyle uygundur. Muslumanlikta
    ruhbanlik yoktur, herkes esittir. Her kisinin, din duygusunu, imanini ogrenmek icin bir yere gereksinimi vardir, bu
    yer de okuldur."

    "Islam dini ulusumuza degersiz, miskin ve asagi olmayi onermez. Her sarikliyi hoca sanmayin. Hoca olmak sarikla degil
    beyinledir. Nasil her sahada yuksek meslek sahibi insanlar yetistiriyorsak, dinin gercek felsefesini inceleyecek, arastiracak ve
    ogretecek, hakiki din adamlarini yetistirecek kurumlara da sahip olacagiz." diyen Ataturk, laikligin dinsizlik olmadigini da ozellikle
    belirtir.

    Bunlar Mustafa Kemal Ataturk'un din ile ilgili kisaca gorusleri. Dinin siyasete de karistirilmasina siddetle karsi olan Mustafa
    Kemal 1 Mart 1924 tarihinde TBMM'de yapmis oldugu konusmada soyle diyordu:

    "Islam dinini yuzyillardan beri yapilageldigi gibi bir siyaset aracisi durumundan arindirip yuceltmenin zorunlu oldugu gercegini de
    goruyorum."

    Lâik Cumhuriyet'e gecilirken, Imparatorlugun kohnemis ve kokusmus kurum ve kuruluslari bir bir kaldirilirken yerlerine aklin,
    bilimin ve mantigin geregi olan kurum ve kuruluslar konmaya baslandi.

    Mecelle yerini medeni hukuka; tekkeler, zaviyeler yerlerini modern egitime biraktilar.

    Lâik olmayan duzenin butun kalintilari ortadan kaldirilirken, lâik duzen de yerli yerine oturtuluyordu.

    Bu ise devletten ve devleti olusturan kurumlardan baslandi.

    23 Nisan 1920'de Turkiye Buyuk Millet Meclisi'nin acilmasiyla "egemenlik kayitsiz sartsiz milletindir" ilkesi ile, cok kisa bir
    zaman sonra kurulacak olan devletin temelleri atilmis oluyordu. Saltanat ve hilafetin kaldirilip, Cumhuriyet'in ilan edilmesi, 1921,
    1924 ve 1927 Anayasalari ve en son olarak da 10 Nisan 1928'de lâiklik ilkesinin Anayasa'ya girmesi ile devlet tamamen lâik bir
    temel uzerine oturtuluyordu.

    Devleti devlet yapan kurumlarin basinda gelen hukuk da lâiklestiriliyordu. Bundan boyle devletin icinde ne hurafeye ne falciliga
    ne de mantik ve bilim disi inanisa yer vardi. Seriye Bakanligi ve Mahkemeleri kaldiriliyor, Turk Ceza ve Ticaret Kanunlari kabul
    ediliyor, hukuk mantik ve onun uzantisi olan bilimin temelleri uzerine yerlestiriliyordu.

    Hukukun laiklesmesiyle onun islevini yerine getiren i uniteler de buna gore olusturulacakti. Din adamlarinin hukuk anlayisi ile, lâik
    bir ulkede adalet dagitimi mumkun olamazdi. Ve bundan dolayi da Ataturk soyle diyordu:

    "Simdi ortaya cikan bu buyuk eserin anlayisini, gereksinimlerini doyuracak yeni hukuk ilkelerini ve yeni hukuk adamlarini ortaya
    cikarmak icin girisimlerde bulunmak zamani gelmistir."

    Ataturk egitimi de lâiklestirirken,

    "Dogrulugu ispat edilmemis birtakim bilimdisi varsayimlarla, hurafelerle yetistirilecek olan genclerin, ulke ve ulusuna faydali
    olamayacagini" soyluyor ve devamla soyle diyordu:

    "Bilim ve teknik icin okul gereklidir. Okul genc kafalara insanliga saygiyi, ulus ve ulkeye sevgiyi, seref, bagimsizligi ogretir.
    Bagimsizlik tehlikeye dustugu zaman onu kurtarmak icin izlenmesi uygun olan en iyi yolu belletir. Ulke ve ulusu kurtarmaya
    calisanlarin ayni zamanda mesleklerinde birer namuslu uzman ve birer bilgin olmalari gerekir. Bunu saglayan Okul'dur."

    Ve boylece medreseler, mahalle mektepleri kaldirilarak, musbet bilim veren okullar aciliyordu. Egitim ve ogretim birlestiriliyor,
    egitim seferberligi baslatiliyor, Universiteler ve Fakulteler aciliyordu.

    Kulturde de gereken yenilikler yapilarak lâik bir devlet kurmanin tum kosullari yerine getirilecekti. Nitekim oyle de oldu.

    Eski yazi kaldirilip Latin Alfabesi'ne gecildi. Dil ve tarihte devrim yapildi. Heykel ve resmi gunah sayan zihniyeti, Osmanogullari
    ile birlikte ulusal sinirlar disina cikaran Ataturk, sanatin bir ulkenin kan damarlari oldugunu soyluyordu.

    Sonuc olarak Ataturk'un lâiklik anlayisini ozetleyecek olursak, devleti ve onun kurumlarini, hukuku, egitimi, kulturu, orduyu,
    siyaseti, uzantilarini dinsel icerikten ve denetimden kurtarmakti diyebiliriz.

    Ulusal bagimsizligimizin simgesi ve sahibi, kohne bir imparatorlugun kalintilari uzerinde, genc, lâik ve dinamik bir devlet kuran,
    yuce onder Mustafa Kemal Ataturk, 15 yil gibi inanilmasi cok zor olan bir zaman parcasi icinde gerceklestirdigi devrimleriyle,
    hem ulkesini uygar ulkeler seviyesine cikartti, hem de kurdugu lâik Turkiye Cumhuriyeti'ni, yikilmasi mumkun olmayan saglam
    temeller uzerine oturttu.

    Kurdugu lâik Cumhuriyet'in bu yil 70. yilini kutluyouz.

    Essiz onderin sonsuzluga gocunden bu yana ise 55 yil gecti.

    Bu zaman icinde O'nun kurdugu Cumhuriyet'e, devrimlerine ve her turlu yenilige, dil uzatan, hatta el uzatanlar cikmadi mi?
    Suphesiz cikti.

    Fakat,

    Kurdugu Cumhuriyet'in temelleri bilimin, mantigin ve yeniligin harci ile yoguruldugu icin, bugune dek ilk gunku
    canliligi ile geldi. Sonsuza kadar da boyle gideceginden hic kimsenin kuskusu olmasin.

    Dumlupinar-Mechul Asker Aniti'nin Temel Atma Toreni

    30 Agustos 1924

    1.70 boyunda, zarif ve sik, basinda kalpagi, elinde bastonu ile kursuye dogru ilerleyen, isil isil gozlerinden mutluluk okunan bu
    genc insan Mustafa Kemal'den baskasi degildi.

    Saat ucbucugu gosteriyordu. Yaklasik bir saat surecek olan konusmasina soyle basliyordu:

    -Bes gun araliksiz, geceli gunduzlu devam eden en buyuk meydan savasinin gercek niteligi, bugun ayrintilari ile anlatilanlardan
    daha cok, yarin tarihin hakemleri olan arastiricilarin inceleme ve yargilamalari okundugu zaman, daha belirli, daha yaygin olarak
    anlasilacaktir. Beni, milletim, Turk Milleti, guven ve inanina layik gorerek, bu hareketlerin basinda bulundurdu. Vazifelerimi
    milletin icinden gelen istegine, gercek ihtiyacina, yalniz onun yuce iradesine uygun olarak yapmis olanlara ozgu bir vicdan rahatligi
    ile, bugun karsinizda bulunurken duydugum mutlulugu anlatamam, diyen Mustafa Kemal, Buyuk zaferin kazanilmasinda paylari
    olan silah arkadaslari, esi Latife Hanim ve kalabalik bir halk toplulugu karsisinda, canindan cok sevdigi Turk Ulusu'na, soyle
    sesleniyordu:

    -Efendiler; kendilerine bir milletin talihi tevdi olunan adamlar, milletin kuvvet ve kudretine yalniz ve ancak yine milletin gercek ve
    elde edilecek cikarlari yolunda kullanmakla yukumlu olduklarini bir an hatirlarindan cikarmamalidirlar. Bu adamlar
    dusunmelidirler ki, bir ulkeyi zaptetmek, ele gecirmek, o ulkenin sahiplerine hukmetmek icin yeerli degildir. Bir milletin ruhu elde
    edilmedikce, bir milletin azim ve iradesi kirilmadikca, o millete hakim olmanin imkani yoktur. Oysa, yuzyillarin meydana getirdigi
    bir milli ruha, saglam ve surekli bir milli iradeye hicbir kuvvet dayanamaz. Mahkum olmak istemeyen bir milleti, koleligi altinda
    tutabilecek kadar kuvvetli diktatorler artik bu dunya yuzunde kalmamistir. Turk milleti, son savaslari ile, ozellikle burada elde
    ettigi zaferle, gosterdigi azim ve irade ile bilinen bu gercekleri bir defa daha tarihin bagrina celik kalemle kazimis bulunuyor.

    Mustafa Kemal devamla, butun Turk ulusuna soyle diyordu:

    -Hic suphe etmemelidir ki, yeni Turk Devletinin, genc Turk Cumhuriyeti'nin temeli burada saglamlastirildi, olumsuz hayati burada
    seref tacini giydi. Bu meydanda akan Turk kanlari, bu gokyuzunde ucusan sehit ruhlari, Devlet ve Cumhuriyeti'mizin olmez
    koruyucularidir.

    Devam ediyordu,

    -Efendiler,

    Bu cok buyuk zaferin cesitli etkenlerinin ustunde en onemlisi ve en buyugu, Turk milletinin kayitsiz, sartsiz egemenligini eline almis
    olmasidir. Bu olayin tarihimizde ve butun dunyada en buyuk, en verimli bir devrim oldugunu aciklamayi gerekli gormem.
    Milletimizin uzun yillardan beri hanlar, hakanlar, sultanlar, halifeler elinde, onlarin tahakkum ve istibdadi altinda ne kadar
    ezildigini, onlarin hirslarini karsilama yolunda ne kadar buyuk felaketlere ve zararlara ugradigini dusunursek, milletimizin
    egemenligini eline almis olmasi olayinin butun buyuklugu ve onemi gozlerimizin onunde belirir.

    Milletin egemenligi icin soyle diyordu Mustafa Kemal Dumlupinar'da:

    -Efendiler, millet egemenligi oyle bir nurdur ki, onun karsisinda zincirler erir, tac ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin koleligi
    uzerine oturtulmus kurumlar, her yerde yikilmaya mahkumdurlar.

    Padisah ve Halife hakkindaki kanaatini ise Cal ovasinda soyle dile getiriyordu:

    -Arkadaslar,

    Saraylarin icinde Turk'ten baska unsurlara dayanarak, dusmanlarla birlik olarak, Anadolu'nun, Turklugun aleyhine yuruyen
    curumus, golge adamlarin Turk vatanindan kovulmasi, dusmanlarin denize dokulmesinden daha kurtarici bir harekettir. Turk
    milletinin kutsal atalar emaneti olan bu topraklarda tam anlami ile efendi olarak yasamasi ancak o gereksiz ve anlamsiz olduktan
    baska, varliklari zarar ve felaket olan makamlarin ortadan kaldirilmasi ile gerceklestirilebildi.

    Mustafa Kemal bilim ve teknik hakkinda da soyle diyordu:

    -Efendiler,

    Artik vatan bayindirlik istiyor, zenginlik ve refah istiyor. Bilim ve teknik, yuksek uygarlik, ozgur dusunce ve ozgur anlayis istiyor.
    Seref, namus, bagimsizlik, gercek varlik, vatanin bu istediklerini tamami ile ve hizla yerine getirmek icin esasli ve ciddi bir
    calismayi emreder.

    Yuzyillardir Turkiye'yi yonetenler cok seyler dusunmuslerdir, ama yalniz bir seyi dusunmemislerdir: Turkiye'yi. Bu dusuncesizlik
    yuzunden Turk vataninin, Turk milletinin ugrdaigi zararlari ancak bir yolda karsilayabiliriz: O da artik Turkiye'de Turkiye'den
    baska bir sey dusunmemek.

    Bizim milletimiz vatani icin, ozgurlugu ve egemenligi icin fedakar bir halktir; bunu ispat etti. Milletimiz, yaptigi devrimlerin kiskanc
    savunucusudur da. Benliginde bu degerler yerlesmis bir milleti yurumekte oldugu dogru yoldan hicbir kimse, hicbir kuvvet
    alakoyamaz.

    Uygarlik ve medeniyet icin de soyle sesleniyordu:

    -Uygarlik yolunda yurumek ve basari kazanmakhayatin sartidir. Bu yol uzerinde duraklayanlar veya bu yol uzerinde ileriye degil,
    geriye bakmak uzerinde duraklayanlar veya bu yol uzerinde ileriye degil, geriye bakmak bilgisizligini ve dalginligini gosterenler,
    genel uygarligin seli altinda gunun birinde bogulurlar. Uygarlik yolunda basari, yenilige baglidir. Toplum hayatinda, bilim ve teknik
    alanda basari kazanmak icin tek gelisme ve ilerleme yolu budur. Yasamaya ve gecinmeye hakim olan kurallarin zamanla
    degismesi, gelismesi ve yenilenmesi gereklidir. Uygarligin buluslari, teknigin harikalari, dunyayi degisiklikten degisiklige ugrattigi
    bir devirde, asirlik kohne anlayislarla, gecmise saplanip kalmakla varligini dayandirabilmek mumkun degildir.

    Aile hayati icin de soyle diyordu:

    -Uygarliktan soz ederken sunu da kesinlikle soylemeliyim ki, uygarligin esasi, ilerleme ve guclu olmanin temeli aile hayatidir. Bu
    hayatta kotuluk, muhakkak sosyal, ekonomik ve politik gucsuzlugu dogurur. Aileyi meydana getiren kadin ve erkek unsurlarin
    tabii haklarini bilmeleri, aile vazifelerini yerine getirebilmeleri sarttir.

    Mustafa Kemal, Cal ovasinda, ekonomi hakkindaki kanaatini de soyle dile getiriyordu:

    -Efendiler,

    Milletimiz burada elde ettigimiz buyuk zaferden daha onemli bir vazife pesindedir. O zaferin bilincine erismek, milletimizin
    ekonomi alanindaki basarilari ile gerceklesecektir. Bilirsiniz ki ekonomi bakimindan zayif bir varlik, yoksulluktan kurtulamaz;
    guclu bir uygarliga, refah ve mutluluga kavusamaz, sosyal ve politik felaketlerden yakasini kurtaramaz. Ulkenin yonetimindeki
    basari da, ekonomisindeki varlik derecesi ile orantili olur. Hicbir uygar devlet yoktur ki, ordu ve donanmasindan once,
    ekonomisini dusunmemis olsun.

    Ve Mustafa Kemal, Dumlupinar'da Cal Ovasinda, sozlerine genclere hitap ederek son veriyordu:

    -Gencler,

    Cesaretimizi guclendiren ve surduren sizlersiniz. Soz, almakta oldugunuz terbiye ve kultur ile, insanlik degerinin, vatan sevgisinin
    en degerli ornegi olacaksiniz.

    Ey yukselen yeni nesil, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yukseltecek ve surdurecek sizsiniz.
     
    ataturkataturk_kocatepe_ufakATAM IZINDEYIZ